14 Şubat 2011

DÜN MÜ YARIN MI?

    Niye kopamıyoruz ki geçmişten? Çok mu güzel şeyler hatırlatıyor sanki? Zaman nedir ya? Zaman sadece ilerledikçe bugünün dün olmasını sağlar o kadar.
      Ne tuhaf demi sürekli aynı konular üzerinde dönüp dolaşıyorum. Çok mu şey yaşadı bu kız, yada ne yaşadı bu kadar diye merak ediyorsunuz demi? Ben olsam bende merak ederdim zaten :) Bugün 14 şubattı... SEVGİliler günüydü. Her gün severiz aslında ama bugün sevgimizi dile getirmekten daha az çekiniriz. Hediye seçerken daha dikkatli oluruz en basitinden. Kimi insanlar vardır mesela aklına esen her vakit hediye alabilir zaten. Örneğin ben ;) Herhangi bir gün kendi ellerimle yaptığım hediyeyi verebilirim mesela, bu onun o zaman beklemediği bir şeydir ve özel günlerde aldığı hediyeden daha mutlu eder insanı. Ama ben bugün için dışarı çıkıp hediye bile bakmadım. Gün boyunca sadece zamanın hızlıca geçip bir an önce bugünün dün olmasını istedim. Ama hala olmadı... Hani derler ya yerin seni çektiği kadar ağır, kanatların uçurduğu kadar hafifsin. Ben bugün ağırdım, ama yerin beni çektiği kadar değil aşkın acıyı çektiği kadar.
           Ayrılık sevdaya dahil midir sizce? Değildir bence. Ayrılık varsa aşkta azalmışsındır artık. İkiyken bir olmuşsundur yani... Sadece insan sayısı değil azalan tabi. Sevda da azalır ve sonrasında hissedersin yol ayrımına geldiğini. Tek çoğalan gidilen yoldur yani... Çoğu kez acaba doğru mu gidiyorum diye arkamıza bakarız demi? Şöyle bir çevremize bakarız hatta acaba burası mı diye.

Bu sefer bana ne yol tanıdık ne de etrafımda gördüklerim...





12 Şubat 2011

KIRMIZI RENK ZAMAN...


Niye kırmızı demi? Kırmızı değil mi kan, sex'in rengi kırmızı değil mi, yılbaşında uğur getiren renk kırmızı değil mi, kırmızı değil mi aşkı anlatan renk, KIRMIZI... Benim rengim kırmızı, o yüzden zamanda kırmızı olsun istiyorum. Üzüntümüde kırmızı anlatsın, sevincimide.
İçime aksın gözyaşlarım bu sefer. Acıtmasın görenlerin kalbini. Masamız kurulsun yine. Huzurdan olsun masa örtümüz, tabaklarımız geçen yıllardan olsun, kadehlerimiz acılarımızdan olsun, içkimiz aşkımızdan olsun. Verin bir kadeh bana, acı içinde aşk içmek istiyorum ben. Bir kadeh daha verin; sonra güzel dünya bana, mutluyum, huzurluyum, gülüyorum. Evet evet böyle çok güzel, bir kadeh daha o zaman! İşte artık güzel değil dünya, o son kadeh içilmeyecekti. Tadında kalacaktı aşkta, acıda. Şimdi yorgunum, başım dönüyor, midem bulanıyor. Neyi fazla içtim ben? Ney dokundu bana? Neyin kiri bulaştı elime?
Ve işte yeni bir gün. Baş ağrısı ile başlarsın güne, o son kadehin yüzünden. Neyi umursamak istersen onu umursarsın bugün, neyi hatırlamak istersen onu hatırlarsın düne dair. Pişmanlıklar, keşkeler alır gider mi peşini, yoksa ''iyi ki''ler mi yazarsın defterine bu kez?
Düşündük demi şimdi acabalarımızı, keşkelerimizi, iyikilerimizi... Hangileri daha çok peki? Ne çok soru soruyorum demi? Merak ediyorum sadece kimler benimle aynı şeyleri yaşıyor. Ben böyle içimi döküyorum ya, acaba kimler susmak zorunda kalıyor, kimlerin gözyaşı ne renk akıyor? Merak ediyorum işte sadece o kadar...
Neyse şimdilikte yazacaklarım bu kadar sanırım. Zaman akıp geçiyor tutmak elimizde değil. Neler neler istesekte zamandan gerçekleşmesi yine zaman alacak...


UMARIM BİR GÜN ZAMAN KIRMIZI OLUR.. AŞKI ANLATAN KIRMIZI TABİKİ...






09 Şubat 2011

Gözlerindeki Kahvenin Kırk Yıl Hatırı Varmış...

            Ne güzel olurdu şimdi seninle istiklal, kız kulesi... Güzel olurdu herhalde; bilmem çünkü ben istiklali, kız kulesini. Kahverengi gözlerinden içsem orada ve kırk yıl hatırı olsa. Sadece hatırı olsun diye baksam mesela o gözlerine. Zamana inat gülsek, yaşasak... Uyumasak mesela hiç, uyuyarak zaman kaybı yaşamasak. Üşüsem mesela İstanbul sokaklarında. Kat kat giyinmeme rağmen üşüyorum ve sonra anlıyorum, üşümemin kışla falan alakası yok; sen yoksun ondan böyle titremem. Ondan soğuk geliyor İstanbul bana böyle. Yürürken sahilden  bir dilek tavşanı görsek seninle. Eskiden ne çoktu, her yerde olurdu dilek tavşanları. Yanaşır tavşanları sever giderdik :)
            Eskiden ne güzeldik demi bizde? Lisede perdelerin arkasından takip ederdik birbirimizi, karşı karşıya gelince bakmaya utanır yolumuzu değiştirirdik. Herkesin var demi eskileri, eskiden güzel olan ama şimdi boyut değiştiren mutlulukları? Evet boyut değiştiren mutluluklar, boyut değiştiren sevdalar gibi gibi sayabilirim daha bir sürü şey aslında. İlerleyen zamana karşı koyan bir tarafımızda var, ilerleyen zamana yenik düşen tarafımızda. Ve bizimki öyle bir yaşamak ki bir günlük zaman dilimine bile biraz üzüntü, biraz mutluluk, biraz aşk, biraz gözyaşı ekleyebiliyoruz. Geçen zamandan elbise yapıyoruz yani kendimize. Uzak sevdalar gibi yani; arada ki mesafeden şık bir elbise yapmak gibi. Mesafen ne kadar uzaksa o kadar zor bitecektir dikimi ve o kadar zaman alacaktır giymesi. Olsun ana sorun bu değil aslında, giydiğinde yakıştıysa sana mesafe üstünde eskisin geçen zaman...
            Daha çok şey yazmak ister aslında parmaklarım. Ama eğer tüm yazacaklarımı tek bir seferde yazarsam boş olur diğer yazılarım. Ve okurken öyle boş gözle gözle bakmanızı istemem bana.
        
           Neyse uzun lafın kısası BİR KAHVENİN KIRK YIL HATIRI VARMIŞ...




08 Şubat 2011

Yarım Ekmek Arası AŞK...

            Aşk nedir diye sormuş olsalar kimse tam tarif edemez demi? Yada varsa sevdiği aşk o'dur onun için. Ya yoksa... Mutlu olabilmek güsel şeymiş aslında. Yada mutlu maskesini takmak kolay geliyor bize. Hangimizin her an'ı çok mutlu geçiyor ki. Yabancı bir insanım çoğu zaman kendime, ya sen hep sen misin kendine? Yok mu taktığın farklı maskeler? Ne kadar zor bu sorulara cevap vermek. Çünkü cevap verdiğin zaman gerçekle yüzleşmiş olursun ve acıtır çoğu zaman gerçek canını.
            Her gün her gün birşeyler yazacak değilim elbet ama satırlar dilimin ucunda toplanınca da yazmadan  edemiyorum işte. Hep merak ettiğim bir şey vardı. Şarkı yazanlar nasıl o sözleri yazıyor acaba diye. Tek kaçışlarımız değil mi şarkılar. Herkesin kendini bulduğu bir şarkı yok mu? Ağlamak için hele ki birebir değil mi? Ne çok severiz bu bizim şarkımız işte demeyi. Duyunca da bir yerde gerine gerine  ''bu bizim şarkımız'' deriz. Ya şarkısı olmayanlar... İşte tüm hüzünlü şarkılarda onlarındır aslında. Ona göre güzel ve anlamlı gelen her şarkı onların şarkısı olmaya adaydır. Hatta müziğe ilgisi olanlar kendi şarkılarını kendisi yazmaya çalışırlar. Keşke öyle bir yeteneğim olsa ve bu bizim şarkımız dediğimde kimseyle pişti olmasam...
           Son olarak bir şiir paylaşmak istiyorum. Bu sabah face'e baktığımda okuduğum ve işte bu dediğim bir şiir. Ceyhun Yılmaz'a ait :

Bende Gelsem Sevgilim Beraber Terk Etsek Beni?

İstanbul dokuz renk bu gece
Ve hepsi siyahın üstünde.
Uyuduklarım geliyor aklıma.
Bir gün uyanmadığımı düşündükçe.
Utanıyorum esnemelerimden.
Ayrı kaldığımız her gün.
Tek Düşündüğüm....
Acaba sorar mı biri seni.
Gitti diyemem ki...
Sen niye gitmedin diyene
Hala cevabım zor.
BENDE GELSEM SEVGİLİM?
BERABER TERK ETSEK BENİ?... 

         
BEN YARIM EKMEK ARASI AŞK ALAYIM; BOL ACILI OLSUN... Yanında da bir büyük olsun...




07 Şubat 2011

BİLMEM Kİ...

            Aslında ilk açılışta ne yazılır ne yazılması gerekir hiç bilmem. Pekte benim işim değil aslında. Neyse biraz bir şeylerden bahsetmek gerek sanırım :) Zamanın nasıl geçtiğinden bahsedeyim mesela. Amaaaaan durdumda bahsedecek bu konuyu mu buldum bende ya :) Boşverelim zamanı geçiyo işte. Hızlı yada yavaş ömrümüzden alıyo mu, alıyo... Bir abim var öz gibi sevdiğim bir gün bir şey okutmuştu bana; ''sigara insanı yavaş yavaş öldürüyormuş'' diye ama altınada yazmışlar ''bizimde acelemiz yok zaten.'' Ne kadar da hoşuma gitmişti. 
            Hayatımız hep aynı maratonla geçmiyor mu? Dünün derdiyle bugünümüzü ve yine gelecek kaygımızla bugünümüzü yaşayamıyoruz. Bugün hep kaybolan zaman yani. Ve bu zamanın içince öyle insanlar var ki... Kimileri büyümek için büyük görünmek için, kimileri ise küçük olmak için küçük görünmek için uğraşıyor. Bazılarmız var ki onlarda başı iki elinin arasında ''keşkelerini'' düşünüyor. Benimde zamana yenilen umutlarım, hayallerim var. Neyse bu konuya girersem bu yazının sonu gelmez. :) :) 
           Tatilde bitiyo zaten :) yeniden okul, ders, sınav.... Tek özlediğim evim tabiki. Öğrenci evi tabikiiiii :) Of of orada bile dünya anım var ne olacak bu işin sonu. Bu hayat dram filmi çekmekten niye vazgeçmiyo. Film demişken AŞK TESADÜFLERİ SEVER filmine en kısa zamanda gitmek istiyorum. 14 şubatta dayandı kapımıza zaten :) Ne yapsak ne etsek acaba. Masraftan başka bişi değil ya boş günler işte :p Demeyi isterdim ki; sizin saçmala deyişlerinizi duydum ve vazgeçtim :) Tabi yalnız olanlar onaylar bunu nasıl olsa kader ortağı oldum onlarla... Sevdiğim yok değil var ama yanımda değil... Neyse ilk yazım fazla uzatmıyım burada bitireyim artık...

bu arada BENDE TESADÜFLERİ SEVERİM ;)