09 Temmuz 2021

KAÇAK

Kelimeleri yazmaya başladığım şu dakikalarda, cümlelerimin devamı gelmeyecek diye biraz kaygılıyım. Senelerdir tek bir kelime bile yazamamış, yazmamış olmanın verdiği korkulu bir kaygı. Neredeyse yazmaktan kaçacağım…

Güneşin doğuşuna bir kere daha tanık olmuştu kaçak kadın. Kaçak? Siz merak etmeden söyleyeyim, kaçak dememin birçok nedeni vardı. Özetle kaçıyor olmasıydı… Peki neyden, kimden, niçin kaçıyordu? Cevabı çok fazlaydı… Çünkü gerçekler her insanın içindeki kadardı.

Gecelerden, gündüzlerden kaçıyordu, seslerden, sessizlikten kaçıyordu, kaybolmamak için kaçıyordu. Kaçtığı her şey orada saklı, orada onunlaydı. Kendisinden kaçıyordu kaçan kadın ya da öyle sanıyordu.

Mutluluğu tanımamak nasıl derin bir acıdır öyle. Yorgundu kadın, çok yorulmuştu. Artık hikâyenin en başından başlayacak gücü yoktu. Etraf haddinden fazlaca dağınıktı. Benim gibi, beynim gibi, duygularım gibi ve.. Veesi de yok dağınık…

Herkes beni çok bilirmişçesine yanımda konuşuyor. Sinirlendiğimde, mutluluğumda öğüt verircesine o konuşmalar.. Ağlayana kadar aslında hiç de fark etmedikleri üzüntülerim ve yine yanı başımda herkes kaçmak isterken hem de…

İçimde öfke var, içimde kırgınlık, içimde gözyaşı var. Belli ki çürürken içimde çiğ bir gülmek var.

Kaçan o kadın aslında hiç kaçamamıştı belki de,

Belki de hiç

Öyle işte yok bu cümlenin sonu...

21 Eylül 2019

Sesine Küssün Kulaklarım

Bir aşk biterken
Sağır olmak ister insan
Can kenarı yolculuğumun
Son istasyonundayım
Sesine küssün kulaklarım
Ben nerdeyim?
Kulağımda hep aynı cümle kaldı
Aşağıda biletli yolcu kalmasın
Şu halime bak rezil durumdayım
Her şey kirlenmiş sanki
Ne yöne baksam herkes bana bakıyor gibi
Bir an önce akmalı zaman, saatler geçmeli
Üzülerek getiremezsin her şeyi geri
Bana sen öğrettin sevmeyi
Seni unutmayı da öğretir elbet biri...


05 Ağustos 2019

SEVMEYİN

Acısı acınıza benzer birini hiç sevdiniz mi? Sevmeyin… Nereden yandığını bilirsiniz çünkü. En çok yarasına iyi gelmek istersiniz, kalbine değil. Kaşını, gözünü, gülüşünü değil de hüznünü, uzaklara dalışını, ağzından dökülemeyen cümlelerini suskunluğunu seversiniz. Öyle fotoğraflarına bakıp içlenemezsiniz acısından sevdiğiniz kişinin. Tozlanmış duygularını seversiniz… Birlikte gülmek de neymiş ki onunla ağlamayı seversiniz. Başkalarına bülbül olan diliniz susar yanında. Sonra en çok geceleri sevmeye başlarsınız acılarınızı buluşturmak için. Ne oluyor bana diye soramazsınız kendinize, gözyaşını silemezsiniz, dokunamazsınız… Kendinden kaçar ya çoğu zaman insan, yüzleşmekten, gerçeklerden. İşte şimdi kendinize yakalanmış gibi hissedersiniz.

Acısı acınıza benzer birini hiç sevdiniz mi? Sevmeyin… Duyduğunuz cümlelerde ne demek istedi acaba diye düşünmenin güzelliğini özlersiniz çünkü birisini acısından sevince suskunluğunda ne söylediğini anlarsınız.
Acısı acınıza benzer birini hiç sevdiniz mi? Sevmeyin… Yılları, mevsimleri hiçe sayarsınız da zaman kavramı anlamını yitirir. Kara bulutların içinde güneş, çöllerde yağmur vardır acısından sevince.
Acısı acınıza benzer birini hiç sevdiniz mi? Ben sevdim… Sabahlara kadar uykusuz kaldım. Ona ait günahlarım var benim bir o kadar cesaretle atılmış adımlarım var. Hepsi bir yana ben sevdim demek için acılarımın yankısı, duygularımın ezgisi var. Acımı, acıyan yanımı sevdim, bilmeden yaralarımı sevdim.
Acısı acınıza benzer birini hiç sevdiniz mi? Sevmeyin…

17 Haziran 2018

KORKAK

Üzemezdin ki beni, eğer ben inanmasaydım beni üzeceğine… Neresinden avunacaktı şimdi kalbim? Mahkûm olmuş bir bakıştan mı, kaçak bir gülüşten mi? Hüzünlü günlerimin gözyaşı vuruyor pencereme bugün. Bende size yetecek kadar bir ben kalmamış olabilir artık. Yüreğimin saf bir temiz köşesi kaldı, oda bana yetecek kadar… 

Şimdilerde geçmiş gözümün önünden geçip giderken, tecrübelerim ne de büyütmüş beni istemeden. Ne geceler ne gündüzler görmüşüm… Gündüzleri görmemek için, geceleri düşünmemek için uyumuşum. Ben hep uyumuşum meğer…

Gelmesi gereken vaktinden sonra gelir olmuş artık. Herkes artık birbirine geç kalır olmuş. Ya çürütmüşüz duygularımızı ya da toz tutmuş. Ağlıyorum…

Dudaklarımda hep yarım kalmış bir ezgi. Tıpkı yarım kalmış hikayemiz gibi. Sığınıyorum çalan ezgiye, notaların arasına saklanıyorum. Duvarlarımı yıkıyorum müziğini dinlerken… İnsan meğer duvarlarıyla varmış.

Şimdi yeni bir ben lazım bana. Alkol sofrasında kadehime ortak. Birde yeni bir sen lazım… 

Gitme kallarımı maviye bıraktım çok zaman önce. Ne git diyebilirim sana ne de kal. Canın nasıl isterse… 

21 Mart 2018

AVARE BİR HAL

Uzun zamandır yazmaya ara vermiştim. Şimdi ise buram buram kahve kokan odamda kahvemi yudumlarken, çalan bir Sezen AKSU şarkısı beni başka dünyalara götürüyorken iki satır yazmak geldi içimden bugün.
Gitme zamanı gelmişti… Gözyaşlarım, vedalarım, yazılarım, defterim, kalemim ve eski bir çantam… Şu hayatta öğrendiğim tek şeydi iyi niyet ve sonrasında sabır. Sevdaya dair bir öğreti yoktu çantamda. Bir başıma, yine kendimle baş başa ha birde yanımda kocaman tecrübelerim tabi. Nereye gideceğimi bilmeden tüm duygularımı sustuğunuz o sessizliğe emanet ettim. Sustuklarınızın arkasında dökülen gözyaşlarımı yağmurla teselli etmek kaldı bana çoğu zaman. İşte bu yüzden gitme zamanı…
Küçük sevinçlerimin ardında herhangi bir gün, yine sıradan payımı düşeni yaşıyorum. Ay süzülürken gökyüzünde dışarı çıkmak istedim dün gece. Sokak lambasının altından geçerken gölgemi gördüm de duraksadım bir an… Sessizce ama sıkıca sarıldım kendime. Kendimle de vedalaştım dün gece. Sizin eseriniz olan kendimle…
Avare bir halden çıkma isteği ile gitme zamanı gelmişti… Artık gülmeye ihtiyacım olduğu için gitme zamanı gelmişti…









04 Temmuz 2017

ANLAMAYACAKSINIZ

Çok mutsuz olabilirsin. Çok acı çekmiş, çok ağlamış, çok kahrolmuş da olabilirsin hatta… Ama zaman durup da senin kendine gelmeni beklemeyecek kadar bencil ilerlemeye devam eder. Sen kalkıp arkasından koşmak zorunda kalırsın. Çektiğin acıları en derin sen hisseder, yaşadığın mutsuzlukları en iyi sen bilirsin, onlar sadece anladığını sanır seni. Anlamak ya da anlaşılmak bu kadar kolay mı gerçekten?
Tüm bu yaşadıkların sanki seni hiç öldürmüyor gibi, inatla kendini hırpalamaya devam edersin. Yalnızlık dersin, heh işte tam ihtiyacım olan şey. Öyle değil o işte. Onu da en iyi ben bilirim. Yalnız kalmak tekil kalmak değildir, çoğulun içinde tekil hissetmektir. Belki de hissettirilmek… Nasılsın sorusuna gün boyunca çok kez cevap verirsin. Ama hiç birinde durup kendini dinlemezsin. Sonra biri gelir sana nasılsın der işte iyiyim diye kitap yazarsın, yazdırır… Bu da demek oluyor ki asla yalnız kalamazsın; kimse içinde yalnız değildir, olamaz.
Gülümseyen herkesi öyle çok mutlu sanma, herkesin bitirmesi gereken rolleri vardır unutma. Sen şimdi belki bu saatten sonra eskisinden çok büyük kahkahalar atacaksın ama eskisi gibi asla güvenmeyeceksin, aslında olması gerektiği gibi.
Neyse işin özü, yaşanacak ve şahit olacak, biriktirecek daha çok “keşke” var. Biz pişmanlıklar yaşamayı severiz, pişman olacağımızı bile bile deneriz, olsun sizde asla bunun ne demek olduğunu anlamayacaksınız…

04 Kasım 2015

Peki Ya Sen Kimsin?

Ne zamandır yokum meydanlarda. Yazacak şeylerim olmadığından değil de vaktim olmadığından bu kayıp sürecim. Yoksa kimin yazacakları biter ki hayat durmadan…
Dışarıda soğuk havalar hep hüzünlü anıları hatırlatır insana. İçini üşüten anılar bir bir akıl sahnende oynarken pişmanlıklar, keşkeler sıralanır ardı ardına. Sonra ya bir müzik çalara ya da bir kitap rafına uzanır el. Kendini okumak ister insan… satırlarda, melodilerde… Her kitap avucunuzun içinde tuttuğunuz hayalinizdir aslında. Ne arar ki insan satır aralarında? Her melodi ise dinlemeye çekinmediğiniz anılarınızdır genelde. Benim çok geniş bir kitap ve müzik arşivim var. Şöyle bakar oldum da az önce, ne kadar kasvetli kitaplarımın adı. Ben yatıyorum işte o raflarda. Neyi ararken acaba o kitaba uzanmış elim? Asıl bu sorunun cevabını bulmam lazım… Ya müzik arşivim? Bahsetmesem sanırım daha iyi olacak. Kendime hiç bu kadar dışarıdan bakmamışım meğer. O zaman sorarım şimdi,

Peki ya sen kimsin ve benim satır aralarımda hangi seni arıyorsun?
 

26 Mart 2015

AŞK BİR KOD MU?


Aşk deyince yüzümüzde tebessüm oluşsa da, unutmayın ki aşkın elden mendil düşürmeyeni de var, mide de kalpler uçuşturmayanı da…
Çoğu bilim adamı neden aşk? Sorusuna cevap arayıp duruyor senelerdir. Ve hep bir çarpışma var aralarında. Neden ki? Hiç mi âşık olmadı acaba bu bilim adamları. Mesela aşk insanı güzelleştirir, aşk insanı değerli hissettirir, aşk insana yaşama umudu verir… Ben bir bilim kadını olmadığıma göre sorunun cevabını mikroskopta ya da bilimsel rakamlarda aramaya gerek yok. Kalp atışlarını dinle, kulak ver aşkın sesine…

Ve işte en başta söylediğim gibi birde diğer yüzü var aşkın… Yalnız kaldığında, yastığa başını koyduğunda, en önemlisi aynada kendine baktığında gördüğün o aşk. Ağlatan… Kimi zaman hıçkıra hıçkıra, kimi zaman avaz avaz. İşte şimdi gelsin o bilim adamları ve cevaplasınlar, İnsan bile bile acı çeker mi? 










Varmı aranızda bu soruya cevap verecek bilim adamı?

13 Şubat 2015

YA KENDİNE GÜVEN YA KARŞIDAN GELENE


Neden herkesin yüzleri farklı? Çünkü herkesin hayatları farklı. Bakın insanların yüzlerine, nasılda her şey yazılı bir roman gibi. Hele gözler... Tıpkı bir ayna gibi yaşanmışlıklara. Yaşar insan sürekli, ya istediğini ya da kaderini. İsmi yoksa yaşadığının tadı da yoktur…

Merhaba iç yalnızlığım. Bak benden sana kocaman bir zeytin dalı. Gel barışalım, biraz sitem doluyum ama hasretimde sana. Tüm yaşadıklarım sende saklı çünkü. Seninle tekrar barışmak geride yarım bıraktıklarıma kavuşmak gibi. Hayat bu işte, lambaların olmadığı bir trafikte karşıya geçmeye çalışmak gibi. Ya kendine güven ister yada karşıdan gelene…

21 Ocak 2015

Dar Kaldırımlar


Yıllar, alıştırdı sadece… Acılara, hüzünlere, gözyaşlarına. Daha güçlü artık bu kadın içindeki yalnızlıkla… Ölüm herkes için eşitken yaşamak neden değil?
Ne dünümde kalan mutlu bir anım var sanki ne de yarına dair umudum. Neden insanlar birbirine ya hep eksik ya da hep fazla? Olanı da olmayanı da kabullenmek neden bu kadar zor? Hani hayırlısını yaradan bilirdi, şimdi neye bu isyan? Yüceltmeyeceksin kimseyi. Neyse o kadar davranacaksın. Yücelttikçe beğenmez olur karşındaki seni.

Artık insanlar birlikte yürümesin diye dar yapılıyor kaldırımlar. Bizde bu oyuna yenik düştük. Dar kaldırımlarda sen önden ilerlerken ben arkada kaldım. Aslında geniş olsaydı da fark etmezdi kaldırımlar, dar kafalıydı çünkü insanlar…


Sözüm o ki, ne zaman derler ki sevmek ayıp değil işte belki o zaman yürekler buluşur….

03 Ocak 2015

Yoktu Çünkü Bir Bank Yoktu Artık Eylül

Neden sustu bütün şarkılar? Şimdi tek bir cümle yok hissettiklerimi anlatacak. Ya melodiler benimle ya da satır araları. Hep arada çünkü yaşadıklarım. Ne tam olarak bir kitap ne tam bir beste… Oysa hayat hep güzel, eylül hep güzel… Nedendir bilmem eylülde yaşarım hep. Sararmış yapraklar, parkta tek başına duran bir bank… Üstünde oturan yoktur kesin ya da çok nadir rastlarsınız. O havada kimin derdi, tek başına oturmak için oraya götürecek kadar içli ki… Bense her yerin bina olduğu bir ilde, sararmış yaprakların arasında yalnız kalmış bir bank arayan oldum. Yoktu! Olmayacaktı da! Ya çok kalabalıktı parklar ya karanlık ama yalnız değildi.

Bu kadar zaman oldu yazmayalı. Neydi kalemimi susturan? Cevapsız kalmış kocaman bir soru şimdi bu. İşte şimdi kelimelerim saklandı, gizlice buluştu ücra köşelerde. Yoktu çünkü bir bank, yoktu artık eylül. Saklanmaları gerekiyordu ama buluşmaları da…


12 Temmuz 2013

Sekizinci Renk



Bir çocuk düşünün, kendi rengini keşfetmiş özgür bir çocuk. Özgür derken tabi sınırsızlıktan bahsetmiyorum. Sınırlar içerisinde özgür olandan yani. Sadece gökkuşağının sekizinci rengini bulan çocuktan bahsediyorum. Bir renk ile mutlu olabilenden…
Ben hiç sekizinci rengi bulamadım… Küçük mutluluklarım vardı elbet ama hiç özgür olamadım. Kendi sınırlarımı hep kendim çizdim, sildim baştan çizdim ama o sınırlar içerisinde kendime hiç özgür olma şansı vermedim. Bunları düşünüp dururken hep zamanın akıp gittiğini de hiç farketmedim.
O kaçıp giden zaman unutulup gidecek değil ya. Bulamadığım o rengin pişmanlığı yüreğimde olacak hep. Bir rengin dokusunda mutluluk aramak var ya, bu hep böyle gitmez… 
 

renginizi bulmanız ve mutlu olmanız dileği ile...

23 Nisan 2013

Küçük Bir Bahar Mutluluk




Bir bahar mutluluk… Küçük bir balkonda ailecek kahvaltı etmenin vermiş olduğu küçük bir bahar mutluluk…
Mevsimlerle birlikte değişen her duyguyu kontrol etmek ne kadar da zor. Güneş içinizi ısıtmak için elinden geleni yaparken ellerinizin üşüdüğünü hissedersiniz. Ve anlarsınız insan gerçekten soğuktan değil yalnızlıktan üşürmüş.
Bütün güzelliklerini gözünüze sokmak için elinden geleni yapar bahar. Zamanında yapraklarını dökmüş bir ağaç “bak ben bile çiçek açtım sıra sende” der gibi bakar size… Kuşlar sanki bahara serenat yapar. Bütün evren yeniden doğuşa ve yeni umutlara hazır… Gri bulutlar bile terk etmeye hazır artık gökyüzünü. Hala neyin ısrarı bu mutsuz ve yalnız hissetmek için kendini…
Benim de balkondaki o masamın bütün sandalyeleri elbet dolacak. O bahar mutluluğunu bende içime çekeceğim. İşte o zaman kuşlar bahara değil bütün bahar bana serenat yapacak…


bütün bahar mutlulukları sizinle olsun...

06 Nisan 2013

GaLiBa

Mutlu ettiğiniz zaman mutlu olursunuz. Peki ya mutsuz ettiğiniz zaman? Mutsuz olur musunuz? Pek çoğumuzun bu soruya cevabı hayır. Vicdanımızla baş başa kalmaktan çoğu zaman kaçarız. Yüzleşmek sadece vicdanımızla değil, birçok şeyden kaçtığımız bir duygudur. Gerçekten sevip sevmediğimizle bile yüzleşmek istemeyiz.

Aynı şey sevilip sevilmediğimizle de alakalı tabi…

Pek çoğumuz duygularımızdan emin olmadan “galibalar” ile yaşarız. Ne çok istediğimiz ne de herhangi bir şey pek dikkatimizi çekmez.

İstiyorum galiba

Başarabilirim galiba

Galiba aşığım

Seviyorum galiba gibi ucu bucağı olmayan “galibalı” cümleler…

Neyse GALİBA konu böyle giderse yazı çok uzayacak.

Düşlerimizin kanatları varken ve hayallerimizin dört duvarı yokken yaşamanın tadını çıkarmanız dileği ile şimdilik bu kadar ;)


26 Kasım 2012

Bazen Bir Hal Alır Beni



Şimdi kulaklarımda hep dinlediğim müzik listem, zihnimde yenilenen düşünceler. Hangisini anlatmalı, hangisini paylaşmalı bilmiyorum ama bir yerden başlamalı.
Yenilikleri sindirmek ne kadar uzun zaman alıyor. Tam sindirdim derken kopmaya başlıyor sanki bir yerlerden bir şeyler. Yüzünüze hüzn-ü darbeler alıyorsunuz resmen. İhtiyacınız belki bir sigara dumanı belki bir kadeh… Düşünürken hep nedense saate bakar gözler. Gecikmişlik hissi midir bunu yaptıran yoksa, yoksası falan yok tamamen gecikmişlik hissi bunu yaptıran. Yoktu o kadar acı, hüzün neden yoktan var oldu ki? Bazen öyle bir hal alırım ki istemsizce elim gitarıma gider, sanki hep duyarmışım gibi bir melodi çıkar parmaklarımdan. Hani derler ya ağlattı diye öyle bir şey sanki. Kim bilir belki de hep duyduğum bir melodidir…
Hayatımda kötü olan şeyler küçülsün diye gözümde, iyileri listelemeye kalkıyorum. Ardından derin bir nefes çekme ihtiyacı ile vazgeçiyorum. Hatta tutup nefesimi dışarı doğru veriyorum çünkü bu nefeste pekte iç açıcı şeyler olduğunu düşünmüyorum.
Yaklaşık bir ay gibi bir aradan sonra fazla derine girip modu değiştirmek istemiyorum. Şimdilik bu mod iyi diye düşünüyorum. Okurken hafiften düşünme ihtiyacı hissettiren ve bittiğinde hafiften yarıda bitmiş hissi bırakan bir yazı. Ve benim için günün sözü bir arkadaşımın face’in de okuduğum şu sözdür:


“ya hep sarhoşsak ve içince ayılıyorsak...”


Herkese iyi geceler…

14 Ekim 2012

Mutluluk Nasıl Bir Duygu?


Bir şarkı tut içinden. Öyle ki senle ben arasında olsun. Şimdi tuttuğun şarkıyı mutluluklarımızla çarp ve sonra üzüntülerimize böl. Neyse neyse bu işlemin sonucu yok bırak şarkıyı gitsin...
Hangimizin mutlulukları üzüntülerinden fazla? Niye hep en sevdiğimiz şarkı üzüntümüzü tekrar tekrar hatırlamak için seçilmiş oluyor? Niye anılarımızın katili olamıyoruz? Unutmak ateşe yürümek gibi geliyor çoğu zaman. Unutursan yanarsın… Unutmaya çalışırken yaşayıpta mutlu olan gördünüz mü siz hiç? Tam unuttum derken öyle güzel gelir ki o ritm. Ritm derken yaklaşan ayak seslerinden bahsediyorum. Kimi zaman en güzel ritm değil midir ayak sesi? Duymayı en çok özlediğim ritmdi belki, ama gidişin ayak sesleri değildi duymak istediklerim… Ritmin akışına bırakın kendinizi. Hepimiz içimiz ağlarken gülmeyi öğrendik ama çok azımız içimiz ağlarken hıçkıra hıçkıra ağlamayı başarabildik...
Şimdi okumanız bittiyse hafifte hüzün çöktüyse üzerinize kapatın her şeyi ve sokağa atın kendinizi. Bir parka belkide… Salıncakta sallanan bir çocuğa yavaşça yanaşın ve sorun “Mutluluk nasıl bir duygu?”


"mutluluk bence çok güzel bir duygu. mutluluk bence annemle babamın arasında uyumak demek. " ( Doruk- 5 yaşında )

15 Eylül 2012

Gittiği Yere Kadar



Nerde kalmışız en son? Mutlu muyduk yoksa  mutsuz mu? Ne önemi var ki sanki bunların. İki dakika içinde mutluysanız mutsuz olabilirsiniz yada tam tersi. Saniyeler sonrasının garantisi yokken ne bu vazgeçememezlik?
Gözlerimi aralıyorum şimdi hafiften, sanki yeni uyanır gibi yani. İlk başta bulanık her şey ama çok şey kaçırmış gibi. Çok geç kalmış gibi... Niye yabancıyım bu kadar diye soruyorum ayna karşısında kendime. Sonra her şeyin anlamsız, manasız olduğu bu dünyaya tekrar adapte olabilmek için yıkıyorum soğuk su ile yüzümü. Akıtıyorum beynimdeki düşünceleri. Onu bunu giyiyorum derken duraksıyorum birden, ve gözgöze geliyorum geçmişimle. Sonra dilimden dökülen iki satır kendime getiriyor beni “...Günah benim, kime ne” . Şarkının içinde buluyorum birden kendimi, kah bağırıp çağırmak geliyor, kah delirircesine kağıda kaleme kapanmak. Çoraplarımı giymek için eğildiğimde, gözlerim yerde sanki suçlu gibi ve beynimin tam üstünde hayatın bakışlarını hissediyorum dili olsa adeta “nereye kadar?” diyecek gibi. Nereye kadar... Öyleki bu sorudan kaçmak için geç kaldım numarasına yatıyorum ve hatırlıyorum nice nice sorulardan böyle bahaneler ile kaçtığımı. Ve dönüp cevaplamak istediğimde dilimden dökülenler sadece üç kelime oluyor “gittiği yere kadar”...

iyi dinlemeler...