Kelimeleri yazmaya başladığım şu dakikalarda, cümlelerimin devamı gelmeyecek diye biraz kaygılıyım. Senelerdir tek bir kelime bile yazamamış, yazmamış olmanın verdiği korkulu bir kaygı. Neredeyse yazmaktan kaçacağım…
Güneşin doğuşuna bir kere daha tanık olmuştu kaçak kadın. Kaçak? Siz merak etmeden söyleyeyim, kaçak dememin birçok nedeni vardı. Özetle kaçıyor olmasıydı… Peki neyden, kimden, niçin kaçıyordu? Cevabı çok fazlaydı… Çünkü gerçekler her insanın içindeki kadardı.
Gecelerden, gündüzlerden kaçıyordu, seslerden, sessizlikten kaçıyordu, kaybolmamak için kaçıyordu. Kaçtığı her şey orada saklı, orada onunlaydı. Kendisinden kaçıyordu kaçan kadın ya da öyle sanıyordu.
Mutluluğu tanımamak nasıl derin bir acıdır öyle. Yorgundu kadın, çok yorulmuştu. Artık hikâyenin en başından başlayacak gücü yoktu. Etraf haddinden fazlaca dağınıktı. Benim gibi, beynim gibi, duygularım gibi ve.. Veesi de yok dağınık…
Herkes beni çok bilirmişçesine yanımda konuşuyor. Sinirlendiğimde, mutluluğumda öğüt verircesine o konuşmalar.. Ağlayana kadar aslında hiç de fark etmedikleri üzüntülerim ve yine yanı başımda herkes kaçmak isterken hem de…
İçimde öfke var, içimde kırgınlık, içimde gözyaşı var. Belli ki çürürken içimde çiğ bir gülmek var.
Kaçan o kadın aslında hiç kaçamamıştı belki de,
Belki de hiç
Öyle işte yok bu cümlenin sonu...
ONDAN BUNDAN ŞUNDAN İŞTE
Konuşamadığımız çok şey var bizim... Kelimelerin kulaklarını tıkadığı, cümlelerin birlikte görülmeyelim diye gizli gizli buluştukları suskunluklarımız var...
09 Temmuz 2021
21 Eylül 2019
Sesine Küssün Kulaklarım
Bir aşk biterken
Sağır olmak ister insan
Can kenarı yolculuğumun
Son istasyonundayım
Sesine küssün kulaklarım
Ben nerdeyim?
Kulağımda hep aynı cümle kaldı
Aşağıda biletli yolcu kalmasın
Şu halime bak rezil durumdayım
Her şey kirlenmiş sanki
Ne yöne baksam herkes bana
bakıyor gibi
Bir an önce akmalı zaman, saatler
geçmeli
Üzülerek getiremezsin her şeyi
geri
Bana sen öğrettin sevmeyi
Seni unutmayı da öğretir elbet
biri...
05 Ağustos 2019
SEVMEYİN
Acısı acınıza benzer birini hiç sevdiniz mi? Sevmeyin… Nereden yandığını bilirsiniz çünkü. En çok yarasına iyi gelmek istersiniz, kalbine değil. Kaşını, gözünü, gülüşünü değil de hüznünü, uzaklara dalışını, ağzından dökülemeyen cümlelerini suskunluğunu seversiniz. Öyle fotoğraflarına bakıp içlenemezsiniz acısından sevdiğiniz kişinin. Tozlanmış duygularını seversiniz… Birlikte gülmek de neymiş ki onunla ağlamayı seversiniz. Başkalarına bülbül olan diliniz susar yanında. Sonra en çok geceleri sevmeye başlarsınız acılarınızı buluşturmak için. Ne oluyor bana diye soramazsınız kendinize, gözyaşını silemezsiniz, dokunamazsınız… Kendinden kaçar ya çoğu zaman insan, yüzleşmekten, gerçeklerden. İşte şimdi kendinize yakalanmış gibi hissedersiniz.
Acısı acınıza benzer birini hiç sevdiniz mi? Sevmeyin… Duyduğunuz cümlelerde ne demek istedi acaba diye düşünmenin güzelliğini özlersiniz çünkü birisini acısından sevince suskunluğunda ne söylediğini anlarsınız.
Acısı acınıza benzer birini hiç sevdiniz mi? Sevmeyin… Yılları, mevsimleri hiçe sayarsınız da zaman kavramı anlamını yitirir. Kara bulutların içinde güneş, çöllerde yağmur vardır acısından sevince.
Acısı acınıza benzer birini hiç sevdiniz mi? Ben sevdim… Sabahlara kadar uykusuz kaldım. Ona ait günahlarım var benim bir o kadar cesaretle atılmış adımlarım var. Hepsi bir yana ben sevdim demek için acılarımın yankısı, duygularımın ezgisi var. Acımı, acıyan yanımı sevdim, bilmeden yaralarımı sevdim.
Acısı acınıza benzer birini hiç sevdiniz mi? Sevmeyin…
Acısı acınıza benzer birini hiç sevdiniz mi? Sevmeyin… Duyduğunuz cümlelerde ne demek istedi acaba diye düşünmenin güzelliğini özlersiniz çünkü birisini acısından sevince suskunluğunda ne söylediğini anlarsınız.
Acısı acınıza benzer birini hiç sevdiniz mi? Sevmeyin… Yılları, mevsimleri hiçe sayarsınız da zaman kavramı anlamını yitirir. Kara bulutların içinde güneş, çöllerde yağmur vardır acısından sevince.
Acısı acınıza benzer birini hiç sevdiniz mi? Ben sevdim… Sabahlara kadar uykusuz kaldım. Ona ait günahlarım var benim bir o kadar cesaretle atılmış adımlarım var. Hepsi bir yana ben sevdim demek için acılarımın yankısı, duygularımın ezgisi var. Acımı, acıyan yanımı sevdim, bilmeden yaralarımı sevdim.
Acısı acınıza benzer birini hiç sevdiniz mi? Sevmeyin…
17 Haziran 2018
KORKAK
Üzemezdin ki beni, eğer ben
inanmasaydım beni üzeceğine… Neresinden avunacaktı şimdi kalbim? Mahkûm olmuş
bir bakıştan mı, kaçak bir gülüşten mi? Hüzünlü günlerimin gözyaşı vuruyor
pencereme bugün. Bende size yetecek kadar bir ben kalmamış olabilir artık. Yüreğimin
saf bir temiz köşesi kaldı, oda bana yetecek kadar…
Şimdilerde geçmiş gözümün önünden geçip giderken, tecrübelerim ne de büyütmüş beni istemeden. Ne geceler ne gündüzler görmüşüm… Gündüzleri görmemek için, geceleri düşünmemek için uyumuşum. Ben hep uyumuşum meğer…
Gelmesi gereken vaktinden sonra gelir olmuş artık. Herkes artık birbirine geç kalır olmuş. Ya çürütmüşüz duygularımızı ya da toz tutmuş. Ağlıyorum…
Dudaklarımda hep yarım kalmış bir ezgi. Tıpkı yarım kalmış hikayemiz gibi. Sığınıyorum çalan ezgiye, notaların arasına saklanıyorum. Duvarlarımı yıkıyorum müziğini dinlerken… İnsan meğer duvarlarıyla varmış.
Şimdi yeni bir ben lazım bana. Alkol sofrasında kadehime ortak. Birde yeni bir sen lazım…
Gitme kallarımı maviye bıraktım çok zaman önce. Ne git diyebilirim sana ne de kal. Canın nasıl isterse…
21 Mart 2018
AVARE BİR HAL
Uzun zamandır
yazmaya ara vermiştim. Şimdi ise buram buram kahve kokan odamda kahvemi
yudumlarken, çalan bir Sezen AKSU şarkısı beni başka dünyalara götürüyorken iki
satır yazmak geldi içimden bugün.
Gitme zamanı gelmişti…
Gözyaşlarım, vedalarım, yazılarım, defterim, kalemim ve eski bir çantam… Şu
hayatta öğrendiğim tek şeydi iyi niyet ve sonrasında sabır. Sevdaya dair bir
öğreti yoktu çantamda. Bir başıma, yine kendimle baş başa ha birde yanımda
kocaman tecrübelerim tabi. Nereye gideceğimi bilmeden tüm duygularımı
sustuğunuz o sessizliğe emanet ettim. Sustuklarınızın arkasında dökülen
gözyaşlarımı yağmurla teselli etmek kaldı bana çoğu zaman. İşte bu yüzden gitme
zamanı…
Küçük sevinçlerimin
ardında herhangi bir gün, yine sıradan payımı düşeni yaşıyorum. Ay süzülürken
gökyüzünde dışarı çıkmak istedim dün gece. Sokak lambasının altından geçerken
gölgemi gördüm de duraksadım bir an… Sessizce ama sıkıca sarıldım kendime.
Kendimle de vedalaştım dün gece. Sizin eseriniz olan kendimle…
Avare bir halden
çıkma isteği ile gitme zamanı gelmişti… Artık gülmeye ihtiyacım olduğu için
gitme zamanı gelmişti…
04 Temmuz 2017
ANLAMAYACAKSINIZ
Tüm bu yaşadıkların sanki seni hiç öldürmüyor gibi, inatla kendini hırpalamaya devam edersin. Yalnızlık dersin, heh işte tam ihtiyacım olan şey. Öyle değil o işte. Onu da en iyi ben bilirim. Yalnız kalmak tekil kalmak değildir, çoğulun içinde tekil hissetmektir. Belki de hissettirilmek… Nasılsın sorusuna gün boyunca çok kez cevap verirsin. Ama hiç birinde durup kendini dinlemezsin. Sonra biri gelir sana nasılsın der işte iyiyim diye kitap yazarsın, yazdırır… Bu da demek oluyor ki asla yalnız kalamazsın; kimse içinde yalnız değildir, olamaz.
Gülümseyen herkesi öyle çok mutlu sanma, herkesin bitirmesi gereken rolleri vardır unutma. Sen şimdi belki bu saatten sonra eskisinden çok büyük kahkahalar atacaksın ama eskisi gibi asla güvenmeyeceksin, aslında olması gerektiği gibi.
Neyse işin özü, yaşanacak ve şahit olacak, biriktirecek daha çok “keşke” var. Biz pişmanlıklar yaşamayı severiz, pişman olacağımızı bile bile deneriz, olsun sizde asla bunun ne demek olduğunu anlamayacaksınız…
04 Kasım 2015
Peki Ya Sen Kimsin?
Ne
zamandır yokum meydanlarda. Yazacak şeylerim olmadığından değil de vaktim
olmadığından bu kayıp sürecim. Yoksa kimin yazacakları biter ki hayat durmadan…
Dışarıda
soğuk havalar hep hüzünlü anıları hatırlatır insana. İçini üşüten anılar bir
bir akıl sahnende oynarken pişmanlıklar, keşkeler sıralanır ardı ardına. Sonra ya
bir müzik çalara ya da bir kitap rafına uzanır el. Kendini okumak ister insan…
satırlarda, melodilerde… Her kitap avucunuzun içinde tuttuğunuz hayalinizdir
aslında. Ne arar ki insan satır aralarında? Her melodi ise dinlemeye
çekinmediğiniz anılarınızdır genelde. Benim çok geniş bir kitap ve müzik
arşivim var. Şöyle bakar oldum da az önce, ne kadar kasvetli kitaplarımın adı. Ben
yatıyorum işte o raflarda. Neyi ararken acaba o kitaba uzanmış elim? Asıl bu
sorunun cevabını bulmam lazım… Ya müzik arşivim? Bahsetmesem sanırım daha iyi
olacak. Kendime hiç bu kadar dışarıdan bakmamışım meğer. O zaman sorarım
şimdi,
Peki ya sen kimsin ve benim satır
aralarımda hangi seni arıyorsun?
26 Mart 2015
AŞK BİR KOD MU?
Aşk deyince yüzümüzde tebessüm oluşsa
da, unutmayın ki aşkın elden mendil düşürmeyeni de var, mide de kalpler
uçuşturmayanı da…
Çoğu bilim adamı neden aşk? Sorusuna
cevap arayıp duruyor senelerdir. Ve hep bir çarpışma var aralarında. Neden ki?
Hiç mi âşık olmadı acaba bu bilim adamları. Mesela aşk insanı güzelleştirir,
aşk insanı değerli hissettirir, aşk insana yaşama umudu verir… Ben bir bilim
kadını olmadığıma göre sorunun cevabını mikroskopta ya da bilimsel rakamlarda
aramaya gerek yok. Kalp atışlarını dinle, kulak ver aşkın sesine…
Ve işte en başta söylediğim gibi
birde diğer yüzü var aşkın… Yalnız kaldığında, yastığa başını koyduğunda, en
önemlisi aynada kendine baktığında gördüğün o aşk. Ağlatan… Kimi zaman hıçkıra
hıçkıra, kimi zaman avaz avaz. İşte şimdi gelsin o bilim adamları ve
cevaplasınlar, İnsan bile bile acı çeker mi?
Varmı aranızda bu soruya cevap verecek bilim adamı?
13 Şubat 2015
YA KENDİNE GÜVEN YA KARŞIDAN GELENE
Neden herkesin yüzleri farklı? Çünkü herkesin hayatları farklı. Bakın insanların yüzlerine, nasılda her şey yazılı bir roman gibi. Hele gözler... Tıpkı bir ayna gibi yaşanmışlıklara. Yaşar insan sürekli, ya istediğini ya da kaderini. İsmi yoksa yaşadığının tadı da yoktur…
Merhaba iç yalnızlığım. Bak benden sana kocaman bir zeytin
dalı. Gel barışalım, biraz sitem doluyum ama hasretimde sana. Tüm yaşadıklarım
sende saklı çünkü. Seninle tekrar barışmak geride yarım bıraktıklarıma kavuşmak
gibi. Hayat bu işte, lambaların olmadığı bir trafikte karşıya geçmeye çalışmak
gibi. Ya kendine güven ister yada karşıdan gelene…
21 Ocak 2015
Dar Kaldırımlar
Yıllar, alıştırdı sadece… Acılara, hüzünlere, gözyaşlarına. Daha güçlü artık bu kadın içindeki yalnızlıkla… Ölüm herkes için eşitken yaşamak neden değil?
Ne dünümde kalan mutlu bir anım var sanki ne de yarına dair
umudum. Neden insanlar birbirine ya hep eksik ya da hep fazla? Olanı da
olmayanı da kabullenmek neden bu kadar zor? Hani hayırlısını yaradan bilirdi, şimdi
neye bu isyan? Yüceltmeyeceksin kimseyi. Neyse o kadar davranacaksın. Yücelttikçe
beğenmez olur karşındaki seni.
Artık insanlar birlikte yürümesin diye dar yapılıyor
kaldırımlar. Bizde bu oyuna yenik düştük. Dar kaldırımlarda sen önden
ilerlerken ben arkada kaldım. Aslında geniş olsaydı da fark etmezdi
kaldırımlar, dar kafalıydı çünkü insanlar…
Sözüm o ki, ne zaman derler ki sevmek ayıp değil işte belki
o zaman yürekler buluşur….
03 Ocak 2015
Yoktu Çünkü Bir Bank Yoktu Artık Eylül
Neden sustu bütün şarkılar? Şimdi
tek bir cümle yok hissettiklerimi anlatacak. Ya melodiler benimle ya da satır
araları. Hep arada çünkü yaşadıklarım. Ne tam olarak bir kitap ne tam bir beste…
Oysa hayat hep güzel, eylül hep güzel… Nedendir bilmem eylülde yaşarım hep. Sararmış
yapraklar, parkta tek başına duran bir bank… Üstünde oturan yoktur kesin ya da
çok nadir rastlarsınız. O havada kimin derdi, tek başına oturmak için oraya
götürecek kadar içli ki… Bense her yerin bina olduğu bir ilde, sararmış
yaprakların arasında yalnız kalmış bir bank arayan oldum. Yoktu! Olmayacaktı
da! Ya çok kalabalıktı parklar ya karanlık ama yalnız değildi.
Bu kadar zaman oldu yazmayalı. Neydi
kalemimi susturan? Cevapsız kalmış kocaman bir soru şimdi bu. İşte şimdi
kelimelerim saklandı, gizlice buluştu ücra köşelerde. Yoktu çünkü bir bank,
yoktu artık eylül. Saklanmaları gerekiyordu ama buluşmaları da…
12 Temmuz 2013
Sekizinci Renk
Bir çocuk düşünün, kendi rengini
keşfetmiş özgür bir çocuk. Özgür derken tabi sınırsızlıktan bahsetmiyorum. Sınırlar
içerisinde özgür olandan yani. Sadece gökkuşağının sekizinci rengini bulan
çocuktan bahsediyorum. Bir renk ile mutlu olabilenden…
Ben hiç sekizinci rengi bulamadım…
Küçük mutluluklarım vardı elbet ama hiç özgür olamadım. Kendi sınırlarımı hep
kendim çizdim, sildim baştan çizdim ama o sınırlar içerisinde kendime hiç özgür
olma şansı vermedim. Bunları düşünüp dururken hep zamanın akıp gittiğini de hiç
farketmedim.
O kaçıp giden zaman unutulup gidecek
değil ya. Bulamadığım o rengin pişmanlığı yüreğimde olacak hep. Bir rengin dokusunda
mutluluk aramak var ya, bu hep böyle gitmez…
renginizi bulmanız ve mutlu olmanız dileği ile...
23 Nisan 2013
Küçük Bir Bahar Mutluluk
Bir bahar mutluluk… Küçük bir
balkonda ailecek kahvaltı etmenin vermiş olduğu küçük bir bahar mutluluk…
Mevsimlerle birlikte değişen her
duyguyu kontrol etmek ne kadar da zor. Güneş içinizi ısıtmak için elinden
geleni yaparken ellerinizin üşüdüğünü hissedersiniz. Ve anlarsınız insan
gerçekten soğuktan değil yalnızlıktan üşürmüş.
Bütün güzelliklerini gözünüze
sokmak için elinden geleni yapar bahar. Zamanında yapraklarını dökmüş bir ağaç “bak
ben bile çiçek açtım sıra sende” der gibi bakar size… Kuşlar sanki bahara serenat
yapar. Bütün evren yeniden doğuşa ve yeni umutlara hazır… Gri bulutlar bile
terk etmeye hazır artık gökyüzünü. Hala neyin ısrarı bu mutsuz ve yalnız
hissetmek için kendini…
Benim de balkondaki o masamın
bütün sandalyeleri elbet dolacak. O bahar mutluluğunu bende içime çekeceğim. İşte
o zaman kuşlar bahara değil bütün bahar bana serenat yapacak…
bütün bahar mutlulukları sizinle olsun...
06 Nisan 2013
GaLiBa
Mutlu ettiğiniz zaman mutlu olursunuz. Peki ya mutsuz ettiğiniz zaman? Mutsuz olur musunuz? Pek çoğumuzun bu soruya cevabı hayır. Vicdanımızla baş başa kalmaktan çoğu zaman kaçarız. Yüzleşmek sadece vicdanımızla değil, birçok şeyden kaçtığımız bir duygudur. Gerçekten sevip sevmediğimizle bile yüzleşmek istemeyiz.
Aynı şey sevilip sevilmediğimizle de alakalı tabi…
Pek çoğumuz duygularımızdan emin olmadan “galibalar” ile yaşarız. Ne çok istediğimiz ne de herhangi bir şey pek dikkatimizi çekmez.
İstiyorum galiba
Başarabilirim galiba
Galiba aşığım
Seviyorum galiba gibi ucu bucağı olmayan “galibalı” cümleler…
Neyse GALİBA konu böyle giderse yazı çok uzayacak.
Düşlerimizin kanatları varken ve hayallerimizin dört duvarı yokken yaşamanın tadını çıkarmanız dileği ile şimdilik bu kadar ;)
Aynı şey sevilip sevilmediğimizle de alakalı tabi…
Pek çoğumuz duygularımızdan emin olmadan “galibalar” ile yaşarız. Ne çok istediğimiz ne de herhangi bir şey pek dikkatimizi çekmez.
İstiyorum galiba
Başarabilirim galiba
Galiba aşığım
Seviyorum galiba gibi ucu bucağı olmayan “galibalı” cümleler…
Neyse GALİBA konu böyle giderse yazı çok uzayacak.
Düşlerimizin kanatları varken ve hayallerimizin dört duvarı yokken yaşamanın tadını çıkarmanız dileği ile şimdilik bu kadar ;)
26 Kasım 2012
Bazen Bir Hal Alır Beni
Şimdi kulaklarımda hep dinlediğim
müzik listem, zihnimde yenilenen düşünceler. Hangisini anlatmalı, hangisini
paylaşmalı bilmiyorum ama bir yerden başlamalı.
Yenilikleri sindirmek ne kadar
uzun zaman alıyor. Tam sindirdim derken kopmaya başlıyor sanki bir yerlerden
bir şeyler. Yüzünüze hüzn-ü darbeler alıyorsunuz resmen. İhtiyacınız belki bir
sigara dumanı belki bir kadeh… Düşünürken hep nedense saate bakar gözler. Gecikmişlik
hissi midir bunu yaptıran yoksa, yoksası falan yok tamamen gecikmişlik hissi
bunu yaptıran. Yoktu o kadar acı, hüzün neden yoktan var oldu ki? Bazen öyle
bir hal alırım ki istemsizce elim gitarıma gider, sanki hep duyarmışım gibi bir
melodi çıkar parmaklarımdan. Hani derler ya ağlattı diye öyle bir şey sanki. Kim
bilir belki de hep duyduğum bir melodidir…
Hayatımda kötü olan şeyler
küçülsün diye gözümde, iyileri listelemeye kalkıyorum. Ardından derin bir nefes
çekme ihtiyacı ile vazgeçiyorum. Hatta tutup nefesimi dışarı doğru veriyorum çünkü
bu nefeste pekte iç açıcı şeyler olduğunu düşünmüyorum.
Yaklaşık bir ay gibi bir aradan
sonra fazla derine girip modu değiştirmek istemiyorum. Şimdilik bu mod iyi diye
düşünüyorum. Okurken hafiften düşünme ihtiyacı hissettiren ve bittiğinde
hafiften yarıda bitmiş hissi bırakan bir yazı. Ve benim için günün sözü bir
arkadaşımın face’in de okuduğum şu sözdür:
“ya hep sarhoşsak ve içince ayılıyorsak...”
Herkese iyi
geceler…
14 Ekim 2012
Mutluluk Nasıl Bir Duygu?
Bir şarkı tut içinden. Öyle ki
senle ben arasında olsun. Şimdi tuttuğun şarkıyı mutluluklarımızla çarp ve
sonra üzüntülerimize böl. Neyse neyse bu işlemin sonucu yok bırak şarkıyı gitsin...
Hangimizin mutlulukları üzüntülerinden
fazla? Niye hep en sevdiğimiz şarkı üzüntümüzü tekrar tekrar hatırlamak için
seçilmiş oluyor? Niye anılarımızın katili olamıyoruz? Unutmak ateşe yürümek
gibi geliyor çoğu zaman. Unutursan yanarsın… Unutmaya çalışırken yaşayıpta
mutlu olan gördünüz mü siz hiç? Tam unuttum derken öyle güzel gelir ki o ritm. Ritm
derken yaklaşan ayak seslerinden bahsediyorum. Kimi zaman en güzel ritm değil
midir ayak sesi? Duymayı en çok özlediğim ritmdi belki, ama gidişin
ayak sesleri değildi duymak istediklerim… Ritmin akışına bırakın kendinizi. Hepimiz içimiz ağlarken gülmeyi öğrendik ama çok azımız içimiz ağlarken hıçkıra hıçkıra ağlamayı başarabildik...
Şimdi okumanız bittiyse hafifte
hüzün çöktüyse üzerinize kapatın her şeyi ve sokağa atın kendinizi. Bir parka
belkide… Salıncakta sallanan bir çocuğa yavaşça yanaşın ve sorun “Mutluluk
nasıl bir duygu?”
"mutluluk bence çok güzel bir duygu. mutluluk bence annemle babamın arasında uyumak demek. " ( Doruk- 5 yaşında )
"mutluluk bence çok güzel bir duygu. mutluluk bence annemle babamın arasında uyumak demek. " ( Doruk- 5 yaşında )
15 Eylül 2012
Gittiği Yere Kadar
Nerde kalmışız en son? Mutlu muyduk
yoksa mutsuz mu? Ne önemi var ki sanki
bunların. İki dakika içinde mutluysanız mutsuz olabilirsiniz yada tam tersi. Saniyeler
sonrasının garantisi yokken ne bu vazgeçememezlik?
Gözlerimi aralıyorum şimdi hafiften,
sanki yeni uyanır gibi yani. İlk başta bulanık her şey ama çok şey kaçırmış
gibi. Çok geç kalmış gibi... Niye yabancıyım bu kadar diye soruyorum ayna
karşısında kendime. Sonra her şeyin anlamsız, manasız olduğu bu dünyaya tekrar
adapte olabilmek için yıkıyorum soğuk su ile yüzümü. Akıtıyorum beynimdeki
düşünceleri. Onu bunu giyiyorum derken duraksıyorum birden, ve gözgöze
geliyorum geçmişimle. Sonra dilimden dökülen iki satır kendime getiriyor beni “...Günah
benim, kime ne” . Şarkının içinde buluyorum birden kendimi, kah bağırıp
çağırmak geliyor, kah delirircesine kağıda kaleme kapanmak. Çoraplarımı giymek
için eğildiğimde, gözlerim yerde sanki suçlu gibi ve beynimin tam üstünde
hayatın bakışlarını hissediyorum dili olsa adeta “nereye kadar?” diyecek gibi. Nereye
kadar... Öyleki bu sorudan kaçmak için geç kaldım numarasına yatıyorum ve
hatırlıyorum nice nice sorulardan böyle bahaneler ile kaçtığımı. Ve dönüp
cevaplamak istediğimde dilimden dökülenler sadece üç kelime oluyor “gittiği
yere kadar”...
iyi dinlemeler...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)



