13 Aralık 2011

Vesaire


Bazen hayatımızda olduğu için bile mutlu olduğumuz insanlar vardır. İlla iyi anlaşmak zorunda değiliz, ama hayatımızın kıyısında köşesinde onların olduğunu bilmek güzeldir. Bazı insanlar da vardır ki, hayatımızda paylaşmanın ne kadar güzel bir duygu olduğunu bize yansıtırlar. Siz bir gülersiniz onlar size on güler, iyi ki varsın demekten alamazssınız kendinizi. Bunları bize kimse öğretmedi işte. Okulda bize kıymet bilmeyi, sevginin değerini bilmeyi öğretmediler. Ama tecrübeyle sabittir. Bir bebek ağladığında istediği her şeyi elde edebileceğini, ağlayıp istediklerini aldırabildiğini görünce anlıyor ve tecrübeyle sabitliyor bunu kafasında.
Oysa öğrenemediğimiz tek şey, tecrübe ile sabitlenmesine rağmen aynı hataya defalarca düşmemize neden olan tek duygu, sanırım AŞK. Acısını defalarca çekmemize rağmen, kaybettiklerimizin gözümüzün önünde olmasına rağmen, geçen zamanın alıp götürdüklerini bilmemize rağmen nedense bir tek bu hataya defalarca, hemde isteyerek düşüyoruz. Aşk aslında cehennemde yanacağını bile bile günah işlemek gibidir, aşk aslında kaplanın sana saldıracağını bile bile sadece güzel görünüyor diye ona yanaşmaya çalışmaktır, aşk aslında gözyaşlarının akacağını bile bile gülmek ve mutluymuş gibi davranmaktır, aşk aslında çaresiz kalacağına bile bile umudunu yitirmemektir, aşk aslında aşk aslında vesaire işte...
Yani yüzüne bin gülüp bir milyon ağlatan insanlarda var aslında hayatlarımızda, ama dedim ya hayatımın kıyısında bi köşesinde olmaları güzel. Ve son olarak söylüyorum ki;
              AŞK, sevdiğin kadar sevilmek değildir, kalbinde ki heycana sahip çıkmaktır ve kimseye emanet etmemektir. (tecrübeyle sabitlenmiştir ;)

sağlıcakla kalın...


11 Aralık 2011

Yürekte Ki Yükler Hiç Bir Zaman Eşit Değil...


Çok merak ediyorum acaba Can Yücel ‘’sevdiğin kadar sevilirsin’’ derken ne içiyordu?, yada ne düşünüyordu? Kim sevdiği kadar sevilmiş ki? Her kimse aşktan bahseden, hep biri daha fazla sevmiyor mu? Hep biri daha fazla taviz vermiyor mu kendinden?  Hep biri, hep biri işte ama hiç bir zaman iki kişi aynı anda değil. Yürekte ki yükler hiç bir zaman eşit değil...
                Her zaman daha çok seven taraf olmak, daha çok taviz veren taraf olmak, hatta bazen karşılıksız sevmek sadece güçlü insanların marifetidir. Çünkü karşılık bekledikçe gücünü kaybeder insan ve anlamını yitirir aşk.
Yalnızlığın anlamı nedir? Yalnızlık bence aşka karşılık alamamaktır. İşte bu yüzden insanların çoğu yalnızlığını paylaşmak istemez bence. Yalnızlığını süsleyecek ruhu kendi içinde hapsetmiştir zaten. Acaba şimdi ne yapıyor? Kimlerle birlikte? Yorgun mu? Sıcak çayını yaptılar mı? Sevdiği müziği çaldılar mı? Ve daha bir sürü şey... Eğer birde saklıysa içinde her şey bu soruların ardı arkası, kurulan hayallerin ucu bucağı gelmez. En çok ne yemeyi sever? Hangi rengi daha çok seviyor? Hangi tür müzik dinler? Çayını kaç şekerli içer? Kitap okur mu? Geceleri sokağa çıkmayı sever mi? En çok hangi arkadaşlarıyla birlikte olmaktan hoşlanır? Hangi takımı tutuyor?  Ve en önemlisi; Tanısa o da beni sever mi?
Neyse işin özü kimse sevdiği kadar sevilmiyor. Hep bir taraf daha eksik, yaşanan mutluluklarda hep bir taraf daha çoşkulu, ayrılırkende hep bir taraf daha çok acı çekiyor bu yüzden...

Dip notlar:
- Aşk: Karşılıklı iki insanın birbirini sevmesi ve mutlu anlar yaşayarak mucizeler yaratması.
- Plotonik Aşk: İnsanın gideceği yeri bilmesi fakat gidememesi.
- Karşılıksız aşk: İnsanın hissettiği sevgiyi kıymetlendirerek sahip çıkan olmamasına rağmen o sevgiyi terketmemesi.

05 Aralık 2011

Kahve Molası


Saatler kahveyi gösterdi ve zamanı gelmişti biraz sohbetin, her bir kelime her bir yudumla eşleşmeliydi ve her yudum her dakikayla.
Eeee fazla ara vermemek lazım sohbetlere, sevgilere, hasretlere. Ama baktın özlediğin gibi olmadı ve doyamadın bi daha baktın gördün tek başınasın iki elle tutmuşsun fincanını tek bi noktadasın,korkma bunda da yalnızlığın anlam arayışı vardır. Elin hep iki fincanlık kahve yapmaya yelteniyorsa eğer, inkar etmeyede gerek yok özlemişsin demektir birini. Gözlerin uzaklara dalıyor, elin hafiften tuttuğun fincanın sıcağı ile yanıyorsa, hayallere dalıyorsan birde, fazla uzaklarda arama anılarını elbet bir yerlerde saklı resimler vardır. Geçen zamanı hatırlarsın ama şu unutulmamalıdır ki; zaman denen kavram sadece bugünün dün olmasını sağlar. Zaman değildir can yakan, yaşanan kötü deneyimlerdir aslında ya da bir türlü geçmişten kopamamaktır, geleceğe adapte olamamaktır. Geçtiğimiz yolları ararız hep, mutlu olduğumuz kolları belkide. Bu yüzden uzaklara dalar gözlerimiz hep, bu yüzden aynı sıcaklığı arar ellerimiz, bu yüzden aynı bakışı ister gözlerimiz, aynı sözleri arar kulaklarımız ama dolmaz o boşluk...
Uzun cümleler kuramıyorum bu sefer. Boğazımda aslında tüm yazacaklarım ama kelimelerim gibi gözyaşlarımda boğazımda. Söylenecek fazla bir şey yok aslında, zaten kahvede bitti iyi dileklerimiz ile kapatalım;


''Umarım Hasret Fazla Uzun Sürmez''