Hepimizin satırlara böyle
başladığı yazıları vardır kesin. Hatta öyle ki bu kelime ile başlayarak
ajandalar bitirenlerimizde vardır. Yalan yok, bende tuttum günlük. Bende başına
yazdım “sevgili günlük” diye ;) Ama öyle ajandalar falan bitiremedim hiç. Bitirenlere
çok özendiğim oldu. Bazı zamanlar çok merak ettim ne yazdılar o kadar diye ama
hep merak etmekle kaldım. Şimdi nerden çıktı bu günlük meselesi diyeceksiniz
demi =) Valla öğrencilik hayatı bitiyor
yavaştan. Şafak 16 oldu bile. Öğrencilik yıllarımı düşünürken aklıma ilk gelen
günlüklerim oldu. Hatta yazıma başlamadan önce, önceden tuttuğum günlüklerimi
okudum. Bulmaca gibiler sanki. Baktığın zaman sayfalar dolusu ama yanyana
gelince anlamlı birer bütün değillerdi. Hepsi birbirinden bağımsız yazılmışlar.
O yaşlarda bile ne acılar devirmişim bakıyorumda. Mesela voleybol takımına
kaptan olamamışım. Ne kadaaaa acı demi :D Zamanla anlıyorum ki aslında
gözyaşlarımız bile ağırlaşıyor.
Mesela ilkokul zamanlarımda okuduğumun
altını çizmeyi öğretmişlerdi bana. Daha iyi akıla giriyormuş falan diye. O zamanlarda
her okuduğum yazının altı çizili tabi, yeni öğrendik ya formülü ;) Sonra zaman
geçtikçe roman kitaplarıma bakıyorum bazı cümlelerin yer yer altı çizili. Evet akılda
kalanlar onlar çünkü. Aslında tam olarak akılda kalmakta değil mevzu. O an o
cümleyi okurken bir şey hissettirdiği için çizilmiş altı. Bu zamanda sadece
acaba neden çizdim diye düşünüyorum o kadar. Onlar bile eskimiş yani. He şimdi
tabi altını çizmeyin diyorlar. Neymiş zaman kaybıymış, zihni yavaşlatıyormuş
mış ta mış... Zamanla insan fizyolojisi falan da mı değişiyorda o zaman zihni
güçlendiren şimdi yavaşlatıyor orasını anlamış değilim halen.
Sonraları, mesela bizim
zamanımızda Ahmet BURHAN tüm dersler test kitapları vardı. Eğer sende yoksa
kesin dışlanırdın =)) he tabi birde “mor mor menekşe, medilin düşe”ler vardı
teneffüslerde oynanan. TÜDEM sınavlarına girerdik korka korka. O zamanlar en
iyi sınav yayını tabi. Kim akıllı kim değil hemen etiketlenirdik.
Ben böyle eskilerden aklıma her
geleni yazmaya kalkarsam bu yazı bitmez. Neyse ilkokul, ortaokul, lise derken
üniversite de arada kaynadi bitiyor. Üniversite yılları hiç unutulmaz derdi
hocam, doya doya tadını çıkar. Oysa şimdi unutamayacağım sadece lise sırası
yıllarım. İlk dostluklarım, ilk sırdaşlarım, ilk aileden izin alıp başkasında
kalmalar, ilk dersten kaçmalar. Kısaca ilkler ilkler ilkler... “İlkler asla
unutulmaz”, bu benim sözüm değil. Demiş zamanında diyenler ve hakkını yemeyelim
doğru demişler.
Okul hayatını bitiren mezuniyet
bir farklıymış. Son ana kadar farkına varılmaz ayrılığın... Ta ki eşyaların
toplanmaya başlayıp, valizlerin hazırlanmaya başladığı ana dek. Ev dağıtılır,
dağılır... İçindekilerle tabi... Gözlerin dolmasıdır son kez bakarken o
sıralara... Nefret ettiğiniz halde fotoğraf çektirmektir her köşede... O
köşeler ki senelerdir bu derece özel olmamıştır bizim için... Sonra bir
şeylerin düğümlenmesidir boğazımızda... Geride kalanlar, anılar gelir akla, 'şu
köşede' dersin, ama geçmiştir artık her biri ve nelerin beklediğini
bilmediğimiz bir meçhule yolculuktur rotamız, belki aydınlık, belki karanlık...
Ama bilinen bir şey vardır ki; artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktır.
Sonları hiç sevmem, oysa başlangıçlar
her zaman hep en güzelleridir. Şimdi bir sona daha yaklaşıyorum ve belkide son
defa söylüyorum “MEZUN OLUYORUM”...
sevgili günlük; bugünlük benden
bu kadar, yarın tekrar yazacağım =)


