13 Aralık 2011

Vesaire


Bazen hayatımızda olduğu için bile mutlu olduğumuz insanlar vardır. İlla iyi anlaşmak zorunda değiliz, ama hayatımızın kıyısında köşesinde onların olduğunu bilmek güzeldir. Bazı insanlar da vardır ki, hayatımızda paylaşmanın ne kadar güzel bir duygu olduğunu bize yansıtırlar. Siz bir gülersiniz onlar size on güler, iyi ki varsın demekten alamazssınız kendinizi. Bunları bize kimse öğretmedi işte. Okulda bize kıymet bilmeyi, sevginin değerini bilmeyi öğretmediler. Ama tecrübeyle sabittir. Bir bebek ağladığında istediği her şeyi elde edebileceğini, ağlayıp istediklerini aldırabildiğini görünce anlıyor ve tecrübeyle sabitliyor bunu kafasında.
Oysa öğrenemediğimiz tek şey, tecrübe ile sabitlenmesine rağmen aynı hataya defalarca düşmemize neden olan tek duygu, sanırım AŞK. Acısını defalarca çekmemize rağmen, kaybettiklerimizin gözümüzün önünde olmasına rağmen, geçen zamanın alıp götürdüklerini bilmemize rağmen nedense bir tek bu hataya defalarca, hemde isteyerek düşüyoruz. Aşk aslında cehennemde yanacağını bile bile günah işlemek gibidir, aşk aslında kaplanın sana saldıracağını bile bile sadece güzel görünüyor diye ona yanaşmaya çalışmaktır, aşk aslında gözyaşlarının akacağını bile bile gülmek ve mutluymuş gibi davranmaktır, aşk aslında çaresiz kalacağına bile bile umudunu yitirmemektir, aşk aslında aşk aslında vesaire işte...
Yani yüzüne bin gülüp bir milyon ağlatan insanlarda var aslında hayatlarımızda, ama dedim ya hayatımın kıyısında bi köşesinde olmaları güzel. Ve son olarak söylüyorum ki;
              AŞK, sevdiğin kadar sevilmek değildir, kalbinde ki heycana sahip çıkmaktır ve kimseye emanet etmemektir. (tecrübeyle sabitlenmiştir ;)

sağlıcakla kalın...


11 Aralık 2011

Yürekte Ki Yükler Hiç Bir Zaman Eşit Değil...


Çok merak ediyorum acaba Can Yücel ‘’sevdiğin kadar sevilirsin’’ derken ne içiyordu?, yada ne düşünüyordu? Kim sevdiği kadar sevilmiş ki? Her kimse aşktan bahseden, hep biri daha fazla sevmiyor mu? Hep biri daha fazla taviz vermiyor mu kendinden?  Hep biri, hep biri işte ama hiç bir zaman iki kişi aynı anda değil. Yürekte ki yükler hiç bir zaman eşit değil...
                Her zaman daha çok seven taraf olmak, daha çok taviz veren taraf olmak, hatta bazen karşılıksız sevmek sadece güçlü insanların marifetidir. Çünkü karşılık bekledikçe gücünü kaybeder insan ve anlamını yitirir aşk.
Yalnızlığın anlamı nedir? Yalnızlık bence aşka karşılık alamamaktır. İşte bu yüzden insanların çoğu yalnızlığını paylaşmak istemez bence. Yalnızlığını süsleyecek ruhu kendi içinde hapsetmiştir zaten. Acaba şimdi ne yapıyor? Kimlerle birlikte? Yorgun mu? Sıcak çayını yaptılar mı? Sevdiği müziği çaldılar mı? Ve daha bir sürü şey... Eğer birde saklıysa içinde her şey bu soruların ardı arkası, kurulan hayallerin ucu bucağı gelmez. En çok ne yemeyi sever? Hangi rengi daha çok seviyor? Hangi tür müzik dinler? Çayını kaç şekerli içer? Kitap okur mu? Geceleri sokağa çıkmayı sever mi? En çok hangi arkadaşlarıyla birlikte olmaktan hoşlanır? Hangi takımı tutuyor?  Ve en önemlisi; Tanısa o da beni sever mi?
Neyse işin özü kimse sevdiği kadar sevilmiyor. Hep bir taraf daha eksik, yaşanan mutluluklarda hep bir taraf daha çoşkulu, ayrılırkende hep bir taraf daha çok acı çekiyor bu yüzden...

Dip notlar:
- Aşk: Karşılıklı iki insanın birbirini sevmesi ve mutlu anlar yaşayarak mucizeler yaratması.
- Plotonik Aşk: İnsanın gideceği yeri bilmesi fakat gidememesi.
- Karşılıksız aşk: İnsanın hissettiği sevgiyi kıymetlendirerek sahip çıkan olmamasına rağmen o sevgiyi terketmemesi.

05 Aralık 2011

Kahve Molası


Saatler kahveyi gösterdi ve zamanı gelmişti biraz sohbetin, her bir kelime her bir yudumla eşleşmeliydi ve her yudum her dakikayla.
Eeee fazla ara vermemek lazım sohbetlere, sevgilere, hasretlere. Ama baktın özlediğin gibi olmadı ve doyamadın bi daha baktın gördün tek başınasın iki elle tutmuşsun fincanını tek bi noktadasın,korkma bunda da yalnızlığın anlam arayışı vardır. Elin hep iki fincanlık kahve yapmaya yelteniyorsa eğer, inkar etmeyede gerek yok özlemişsin demektir birini. Gözlerin uzaklara dalıyor, elin hafiften tuttuğun fincanın sıcağı ile yanıyorsa, hayallere dalıyorsan birde, fazla uzaklarda arama anılarını elbet bir yerlerde saklı resimler vardır. Geçen zamanı hatırlarsın ama şu unutulmamalıdır ki; zaman denen kavram sadece bugünün dün olmasını sağlar. Zaman değildir can yakan, yaşanan kötü deneyimlerdir aslında ya da bir türlü geçmişten kopamamaktır, geleceğe adapte olamamaktır. Geçtiğimiz yolları ararız hep, mutlu olduğumuz kolları belkide. Bu yüzden uzaklara dalar gözlerimiz hep, bu yüzden aynı sıcaklığı arar ellerimiz, bu yüzden aynı bakışı ister gözlerimiz, aynı sözleri arar kulaklarımız ama dolmaz o boşluk...
Uzun cümleler kuramıyorum bu sefer. Boğazımda aslında tüm yazacaklarım ama kelimelerim gibi gözyaşlarımda boğazımda. Söylenecek fazla bir şey yok aslında, zaten kahvede bitti iyi dileklerimiz ile kapatalım;


''Umarım Hasret Fazla Uzun Sürmez''

28 Kasım 2011

Başlık Aranıyor

           Burada kısa yazılar yazmak istemediğim için çok uzun süre ara vermek zorunda kalıyorum çoğu zaman. Ama face'te yazdıklarıma baktımda aslında burada da kısa da olsa bir şeyler paylaşmalıyım. Şimdilik sadece face'te yazdıklarımı sizlerle de paylaşmak istiyorum ;)
müzik ruhun gıdasıdır gerçekten... parça deriz hatta agız alışkanlıgından ama eksik kalan yerimizi tamamlar oysa tamda agzimiza dolandıgı gbi yani eksik kalan parçamızdır her zaman müzik... (28.11.2011)
mevsim normallerinde çıkan güneşin ısıtmaması lazım, o yüzden camdan görünce güneşi aldanıp sokağa dökülmüyorum bu mevsimde ben... görünüşe aldanıp sokağa dökülenleride görünce şaşırıyorum sadece... yazın kar nasıl tutmazsa, kışın güneş o kadar ısıtmaz yani ama insanların 'belki ısıtır' umutları aynen 'belki oda beni sever' cümlesine ne kadar inanıyorlarsa o kadar gerçek... (29.11.2011)
bazen insanlar kendilerine saygısızca davranılmasını hakederler bence... oda aslında saygısızca davranmak değildir anladıkları dilde konuşmaktır... (25.11.2011)
        Evet bunlarda benim nacizane kalemimden dökülenler. Yakın bir zamanda twitter'da yazıklarımıda paylaşacağım. 
Yüreğinizde ki duygu mürekkebi hiç bitmesin, gönül defterinizin son sayfası hiç olmasın, mutlu kalın ;)
 
 

11 Kasım 2011

VAKİTLİCE

Ne Pişman Ne Düşman Değilim Kaderime
Yaşananların Sebebini Sende Aramıyorum
Gerçekler  Dışında Herşey Sade
Kalbinde İzdiham Yaratmak İstemiyorum.
Soru Sormadan  Susuyorum
Resimleri Yakıyorum
Adın Kalsın Sadece
Nasıl Olsa Bakmıyorum.
Bir Cümlen Kalmış Aklımda
Dertlerin Ağır Geliyor Artık Bana
Anlatamam Ki Kalbime
Koyup Gittin Beni Yarınlara.
Ağlamaz Şimdi Gözlerim
Doğmayacak Güneşime Sitemlerim
Üstüne Alınma Sen
Patavatsızlığım Derdimden...

Yine dışarda yağmur sesi varda o yüzden duygusala bağladım. Bakmayın siz bana gelirler arada bana böyle. Yine susmayacak kalemim bugün benim bıraksam, ama zamanı değil dert yanmanın. Daha öncelerde karalamış olduğum bir şiiri paylaştım o yüzden. Sanırım fazlasıyla ara verdim yazmaya. Oysa o kadarda çoğalmışken yazacaklarım. Ne tuhaf demi hep başklarının yazdıklarında buluruz kendimizi. ‘’Bu şarkı tam beni anlatıyor, baksana tamda benim demek istediklerimi söylemiş, ay bu film tam benim hayatımı anlatıyor...’’  Çok tanıdık cümleler demi? En az bir kere kesin kullanmışızdır bunları hiç inkar etmeye gerek yok yani. Valla yalan yok ben şuan Sıla dinliyorum ''Oluruna Bırak'', hani şarkı yazsam benden de böyle bir şey çıkardı :) falan filan işte baş ağrıtmaya gerek yok selda kaçaar ;)
Neyse size bol keyifli günler diliyorum, sağlıcakla kalın.


Ahmet HAKAN’ın deyimiyle HAYDİ VAKİTLİCE ;)

09 Eylül 2011

Nasıl Bir Aşk Senin Ki?


Keşke konuşmak için onunda harfleri olsaydı. Keşke oda diyebilseydi ‘’ben yapmadım’’ ‘’beni affet’’. Keşke sevgimizin kıyemetini bilmeyen birinin gözüne bakıp bizi sevip sevmediğini anlamaya çalışmaktansa bizi karşılıksız seven ‘’o’’nun gözlerine baksak ve anlasak bizi ne kadar sevdiğini, tek bir okşanmaya bütün kalbini vereceğini.
Bakma bana öle masum masum ben dayanamam ki sana. Sana el uzatanlara o kadar laf söylerken sesim duyulmuyor diye bakma bana. Ye işte verdiğim şu yemeği elimden gelen sadece bu sana, bakma öyle bana. Sevsem seni, öpsem öpsem hatta içime soksam biraz olsun gülümser misin bana? Ben hakkımı arayamıyorum diye ezilmek, hırpalanmak kaderim mi diye haykırmak istiyorsun demi? Evet madem bunu anlıyorsun benim yerime sen haykır diyorsun, onuda anlıyorum. Anlıyoruz üstelik emin ol, yani tek ben değil çok kişi anlıyor. Susmuyoruzda aslında ama dinlenmiyoruz tek sorun bu. Hani sen öyle çaresizce bekliyorsun ya bizde öyle bekliyoruz işte.
Ne tatlı gözlerin var, yumuşacık patilerin, yumuşacık göbüşün var. Beni özlediğini o kuyruk sallamandan anlıyorum ya işte o zaman dünyalar benim oluyor. Böyle atlıyorsun ya üzerime üzerime, sonra canımı yakıyorsun istemeden ve ben ofluyorum ya sende öle oturup yüzüme bakıyorsun işte o an gidiyor bütün acım. ‘’istemeyerek oldu ben sadece sarılmak istemiştim’’ der gibi gözlerime bakıyorsun ya ‘’olsun geçti bile’’ diyesim geliyor benimde sana hatta ‘’acımadı ki’’ diye yalan söylemek. Ben seni emin ol çok iyi anlıyorum ve seninde beni anladığını çok iyi biliyorum.

12 Ağustos 2011

Havaların Suçu Ne?



Yağmurlu bir gün bugün ama onca şeye rağmen güzel sokaklar,insanlar. Ramazana rağmen insanlar caddeleri yine yalnız bırakmıyor. Herkesin içini azda olsa sıkar herhalde böyle havalar. Benim çoğu zaman evime kapanasım, kahvemi alıp kitap okuyasım gelir böyle havalarda. Eeee git otur o zaman demeyin tabi çalışmak başka bir şey.  Böyle havalarda mutlu olmakta zor ya. Eee mutluluk tek başınada olmuyo zaten. Madem mutlu olamıyorum o zaman elimden geldiğince beni üzecek şeylerden de uzak durmaya çalışıyorum. Aman neyse ne saçmalıyorum işte böyle canım sıkılınca.
Aşık olmayı özledim. Deli gibi heycanlanmayı, yerli yersiz karın ağrılarımı özledim. Durduk yere hediyeler almayı hatta oturup günlerce kendim hediyeler yapmayı özledim. İşte bunlar hep böyle havaların marifeti. Ben ne güzel günlerdir işimle gücümle meşgüldüm niye depresif bi moda girdim bilmiyorum. Neyse bu yazıyı uzatmıycam en iyisi bu.

                                                                                   BUGÜN HERKES İÇİN GÜZEL OLSUN ;)

02 Ağustos 2011

Susma Hayat


Her gün biraz daha, biraz daha büyüyorum. Ve bunu yaşarken kimse bana büyümek ister misin diye sormuyor. Çocukken pembe pencerelerim vardı dışarıyı izlediğim. Bembeyaz bulutlar görürdüm ve gecelerimi sadece mutlu sonla biten masallar süslerdi. Oyuncak bebeğimin sesinden rahatsiz olur kulaklarımı tıkardım ya da hoşuma gitmeyen bir şey olduğunda yüzümü ekşitirdim. Büyüdükçe karardı hayat, karardı rüyalarım. Kaybettiklerimi sordum hayata, gıkını bile çıkarmadı. Oysa düş dedi düştük, kalk dedi kalktık. Acı almadan büyüyemezsin dedi eyvallah dedik. Küçükken ninniler eşliğinde uyuya kalırken şimdi yalanlar eşliğinde uyuyoruz işte daha ne kadar büyüyeceğiz ki? Söyle hayat nerde benim kaybolan bebeğimin çığlıkları?

27 Temmuz 2011

En Başında Demiştim


Sevdim bende... Şimdi hangi cümle var sırada demeden, hangi doğruyu söylesem diye düşünmeden, burada virgül mü kullanılır diye bakmadan, tüm kuralları yıkarcasına sevdim. Ağızdan çıkan hiçbir kelimenin sözünü kesmedim, dinledim sadece. Saniyelerle yarıştı harfler biran önce bir araya gelmek için. Ve sonra destansı aşk hikayeleri çıktı ortaya. Ardından bu aşk hikayelerini okuyan herkes masallarda ki bu aşkı bulmak için yollara düştü. Tıpkı ben gibi... Sonra kapanan yaralarım kanamaya başladı, canım yanmaya başladı. Oysa en başında istemiştim, acı’sız olsun diye ama anladım ki aşkın hamurunda acı varmış. Koşar adımla ecza dolabımın yanına gittim belki yaralarım için bir şey bulurum düşüncesiyle. Ve bulduğum tek şey doplata tek başına duran bir saatti. Sonra acaba bunu niye buraya koydum diye düşünürken hatırladım. Zaman her şeyin ilacı değil mi?

26 Temmuz 2011

Herkes Gibi


Kardeşim dersin yabancın olur, herşeyim dersin hiçin olur, sevgilim dersin başkasının olur. Kendinden başka kim var ki yanında!
Bir sevda olmalı; şimdiye kadar ki söylenen hiç bir sevgi kelimesi ile anlatılamayan. Bir sevda olmalı; seni seviyorumdan daha farklı olmalı taşıdığı anlam. Başka bir dili olmalı yani bizim aşkımızın... Biliyorum söylenmiş kelimeleri söylemek zorunda kalacağız en sonunda, ama biz farklı söyleyelim. Herkes akşamı romantik belirlemiş, biz seninle gündüzü romantik yapalım. Herkesin bir şarkısı vardır ya duyunca bu bizim şarkımız der, bizim çizgi film karakterimiz olsun bizde onu gördükçe bu bizim çizgi karakterimiz diyelim. Olmaz mı? Niye bizde bizden öncekilerin izinden gidiyoruz ki? Farklı olabiliriz çünkü farklı bir sevdamız var. Ben sana seni seviyorum diyemem ki. Bunu seni seven herkes söylüyor zaten.


Ama ben seni herkes gibi sevmiyorum ki...

Biri Mutsuzluk Mu Dedi?

Güzel bir güne başladık bugün. Güneş hiç utanmadan tüm çıplaklığı ile karşımda. Bense onun tam tersi tabularımla baş başa. Her gün onlarca yazı takip ediyorum internet üzerinden. Kimisini itina ile okurken kimisini gözümle süzüp geçiyorum işte. Derken bugün bir yazıya denk geldim. Polyanna’dan bahsetmiş biraz. Biri bana acilen polyanna olmasını öğretsin... Nasıl bir şey bu felsefe ya? Kendimizi kandırıyoruz yani.
 Eve hırsız girdi, ahh ne mutlu iyi ki o sırada ben evde değildim!
Annem bilmediğimiz birinden hamile. Ohh ne mutlu bir kardeşim olacak!
Sınıfta kaldım. Olsun bu sefer dersleri daya iyi öğrenme fırsatım olacak!
Bu nasıl bir kandırmaca ya? Buysa mutluluk veren, biri bana gerçekten bu felsefenin uygulanışını öğretsin.
            Hem düşünüyorum da, mutluluk varılacak bir nokta ya da durak olamaz ya. Mutluluk bir yaşam tarzı olmalı bence ve mutsuzda olmalıyız ki mutlu günlerin kıymeti anlaşılsın. Şuan resmen polyanna olan biri ile oturup tartışmak istiyorum. Mutsuzluklarına dön bir bak demek istiyorum, acıların seni olgunlaştırmadı mı demek istiyorum. Ama bi dakika ya, şimdi bende polyanna oldum sanırım J Yani aslında şöyle demiş oluyorum o zaman; iyi ki bu acıları, mutsuzlukları yaşadım bak ne kadar çok şey öğrendim. Evet ya tamam oluyor sanırım J Hiçte zor değilmiş aslında. Ve bir şey itiraf edeyim mi, şuan gerçekten kendimi on dakika öncesine göre daha mutlu hissediyorum. Ve şunu biliyorum mutluluk paylaştıkça çoğalır. Öyleyse sizde gidin ve mutluluğunuzu paylaşın. Bir şeyleri paylaşmak o kadar basit ki aslında. Örneğin: karşınıza birini alın ve gözlerine bakın. Ona deyin ki hiç gülmeyeceksin. Sonra siz karşısında gözlerine bakarak gülün. Mutluluk pozları verin, bir nevi karşınızda ki kişinin gözlerinin bir fotoğraf makinesinin merceği olduğunu düşünün ve GÜLÜMSEYİN. Bakalım karşınızda ki kişi ne kadar süre gülümsemeden bakabilecek, ne kadar süre sizin mutluluğunuza ortak olmadan durabilecek.
            Dedim ya, bugün güzel bir gün. Bugün mutsuzluğun sözlükteki anlamını değiştiriyoruz. Artık mutsuzluk bile bize mutluluğu anlatıyor ;)

21 Mayıs 2011

DÜŞLERİMİZE YAĞMUR YAĞDI

            Epeyce zaman oldu yazmayalı... Ne yazmalıyım ki şimdi ben? Nerden başlamalıyım yani? Aslında fazlada değişen bir şey yok hayatımda. Hüzün, keder aynı şeyler. Yarım kalmış düşler ve yarım kalmış cümleler, tamamlanacağı günü bekler...O gün gelir mi, gelmez mi meçhul tabi. Hangi yarım kalan sevda tamamlanmış ki? Zaman mıydı istediğin? Oldu işte, bu da oldu her istediğin gibi. Zaman neleri aldı götürdü kim bilir hem senden hem benden. Dile dökülmez ya gerçekler yine kaldı içimizde bu yüzden. Sus! Çünkü susmak sana daha çok yakışıyor...
           Havalar ısındı bu aralar bende çıkardım üstümde ki hasret paltosunu. Daha çıplağım şimdi, hayata karşı daha savunmasız belki de. Bekleyişin öyküsü için bu sefer yazdıklarım. Anlamayacaksın epeyce bir müddet ama sonra hak vereceksin sende bana. Her gün bir parça attım içimden sana dair. Git dedin ya sen bana, gitmeye çalışmalarım bunlarda işte. Kızma seni terk edişime çünkü sendin bensiz bir hayat isteyen sevgili... Ne diyor Candan Erçetin şarkısında: 
     
                   Mademki benli hayat sana kafes kadar dar
                      Uzaklaş ellerimden uçabildiğin kadar
                          Hadi git benden sana dilediğince izin
                              Öyle bir uzaklaş ki karda kalmasın izin...

       Tıpkı dağların doruklarında zamansızca kalabilmiş kar birikintisi gibi göz alıcı biriydin sen benim için. Ama vuslatın sarhoşluğu uzun sürmedi, düşlerimize yağmur yağdı bizim yar...



14 Şubat 2011

DÜN MÜ YARIN MI?

    Niye kopamıyoruz ki geçmişten? Çok mu güzel şeyler hatırlatıyor sanki? Zaman nedir ya? Zaman sadece ilerledikçe bugünün dün olmasını sağlar o kadar.
      Ne tuhaf demi sürekli aynı konular üzerinde dönüp dolaşıyorum. Çok mu şey yaşadı bu kız, yada ne yaşadı bu kadar diye merak ediyorsunuz demi? Ben olsam bende merak ederdim zaten :) Bugün 14 şubattı... SEVGİliler günüydü. Her gün severiz aslında ama bugün sevgimizi dile getirmekten daha az çekiniriz. Hediye seçerken daha dikkatli oluruz en basitinden. Kimi insanlar vardır mesela aklına esen her vakit hediye alabilir zaten. Örneğin ben ;) Herhangi bir gün kendi ellerimle yaptığım hediyeyi verebilirim mesela, bu onun o zaman beklemediği bir şeydir ve özel günlerde aldığı hediyeden daha mutlu eder insanı. Ama ben bugün için dışarı çıkıp hediye bile bakmadım. Gün boyunca sadece zamanın hızlıca geçip bir an önce bugünün dün olmasını istedim. Ama hala olmadı... Hani derler ya yerin seni çektiği kadar ağır, kanatların uçurduğu kadar hafifsin. Ben bugün ağırdım, ama yerin beni çektiği kadar değil aşkın acıyı çektiği kadar.
           Ayrılık sevdaya dahil midir sizce? Değildir bence. Ayrılık varsa aşkta azalmışsındır artık. İkiyken bir olmuşsundur yani... Sadece insan sayısı değil azalan tabi. Sevda da azalır ve sonrasında hissedersin yol ayrımına geldiğini. Tek çoğalan gidilen yoldur yani... Çoğu kez acaba doğru mu gidiyorum diye arkamıza bakarız demi? Şöyle bir çevremize bakarız hatta acaba burası mı diye.

Bu sefer bana ne yol tanıdık ne de etrafımda gördüklerim...





12 Şubat 2011

KIRMIZI RENK ZAMAN...


Niye kırmızı demi? Kırmızı değil mi kan, sex'in rengi kırmızı değil mi, yılbaşında uğur getiren renk kırmızı değil mi, kırmızı değil mi aşkı anlatan renk, KIRMIZI... Benim rengim kırmızı, o yüzden zamanda kırmızı olsun istiyorum. Üzüntümüde kırmızı anlatsın, sevincimide.
İçime aksın gözyaşlarım bu sefer. Acıtmasın görenlerin kalbini. Masamız kurulsun yine. Huzurdan olsun masa örtümüz, tabaklarımız geçen yıllardan olsun, kadehlerimiz acılarımızdan olsun, içkimiz aşkımızdan olsun. Verin bir kadeh bana, acı içinde aşk içmek istiyorum ben. Bir kadeh daha verin; sonra güzel dünya bana, mutluyum, huzurluyum, gülüyorum. Evet evet böyle çok güzel, bir kadeh daha o zaman! İşte artık güzel değil dünya, o son kadeh içilmeyecekti. Tadında kalacaktı aşkta, acıda. Şimdi yorgunum, başım dönüyor, midem bulanıyor. Neyi fazla içtim ben? Ney dokundu bana? Neyin kiri bulaştı elime?
Ve işte yeni bir gün. Baş ağrısı ile başlarsın güne, o son kadehin yüzünden. Neyi umursamak istersen onu umursarsın bugün, neyi hatırlamak istersen onu hatırlarsın düne dair. Pişmanlıklar, keşkeler alır gider mi peşini, yoksa ''iyi ki''ler mi yazarsın defterine bu kez?
Düşündük demi şimdi acabalarımızı, keşkelerimizi, iyikilerimizi... Hangileri daha çok peki? Ne çok soru soruyorum demi? Merak ediyorum sadece kimler benimle aynı şeyleri yaşıyor. Ben böyle içimi döküyorum ya, acaba kimler susmak zorunda kalıyor, kimlerin gözyaşı ne renk akıyor? Merak ediyorum işte sadece o kadar...
Neyse şimdilikte yazacaklarım bu kadar sanırım. Zaman akıp geçiyor tutmak elimizde değil. Neler neler istesekte zamandan gerçekleşmesi yine zaman alacak...


UMARIM BİR GÜN ZAMAN KIRMIZI OLUR.. AŞKI ANLATAN KIRMIZI TABİKİ...






09 Şubat 2011

Gözlerindeki Kahvenin Kırk Yıl Hatırı Varmış...

            Ne güzel olurdu şimdi seninle istiklal, kız kulesi... Güzel olurdu herhalde; bilmem çünkü ben istiklali, kız kulesini. Kahverengi gözlerinden içsem orada ve kırk yıl hatırı olsa. Sadece hatırı olsun diye baksam mesela o gözlerine. Zamana inat gülsek, yaşasak... Uyumasak mesela hiç, uyuyarak zaman kaybı yaşamasak. Üşüsem mesela İstanbul sokaklarında. Kat kat giyinmeme rağmen üşüyorum ve sonra anlıyorum, üşümemin kışla falan alakası yok; sen yoksun ondan böyle titremem. Ondan soğuk geliyor İstanbul bana böyle. Yürürken sahilden  bir dilek tavşanı görsek seninle. Eskiden ne çoktu, her yerde olurdu dilek tavşanları. Yanaşır tavşanları sever giderdik :)
            Eskiden ne güzeldik demi bizde? Lisede perdelerin arkasından takip ederdik birbirimizi, karşı karşıya gelince bakmaya utanır yolumuzu değiştirirdik. Herkesin var demi eskileri, eskiden güzel olan ama şimdi boyut değiştiren mutlulukları? Evet boyut değiştiren mutluluklar, boyut değiştiren sevdalar gibi gibi sayabilirim daha bir sürü şey aslında. İlerleyen zamana karşı koyan bir tarafımızda var, ilerleyen zamana yenik düşen tarafımızda. Ve bizimki öyle bir yaşamak ki bir günlük zaman dilimine bile biraz üzüntü, biraz mutluluk, biraz aşk, biraz gözyaşı ekleyebiliyoruz. Geçen zamandan elbise yapıyoruz yani kendimize. Uzak sevdalar gibi yani; arada ki mesafeden şık bir elbise yapmak gibi. Mesafen ne kadar uzaksa o kadar zor bitecektir dikimi ve o kadar zaman alacaktır giymesi. Olsun ana sorun bu değil aslında, giydiğinde yakıştıysa sana mesafe üstünde eskisin geçen zaman...
            Daha çok şey yazmak ister aslında parmaklarım. Ama eğer tüm yazacaklarımı tek bir seferde yazarsam boş olur diğer yazılarım. Ve okurken öyle boş gözle gözle bakmanızı istemem bana.
        
           Neyse uzun lafın kısası BİR KAHVENİN KIRK YIL HATIRI VARMIŞ...




08 Şubat 2011

Yarım Ekmek Arası AŞK...

            Aşk nedir diye sormuş olsalar kimse tam tarif edemez demi? Yada varsa sevdiği aşk o'dur onun için. Ya yoksa... Mutlu olabilmek güsel şeymiş aslında. Yada mutlu maskesini takmak kolay geliyor bize. Hangimizin her an'ı çok mutlu geçiyor ki. Yabancı bir insanım çoğu zaman kendime, ya sen hep sen misin kendine? Yok mu taktığın farklı maskeler? Ne kadar zor bu sorulara cevap vermek. Çünkü cevap verdiğin zaman gerçekle yüzleşmiş olursun ve acıtır çoğu zaman gerçek canını.
            Her gün her gün birşeyler yazacak değilim elbet ama satırlar dilimin ucunda toplanınca da yazmadan  edemiyorum işte. Hep merak ettiğim bir şey vardı. Şarkı yazanlar nasıl o sözleri yazıyor acaba diye. Tek kaçışlarımız değil mi şarkılar. Herkesin kendini bulduğu bir şarkı yok mu? Ağlamak için hele ki birebir değil mi? Ne çok severiz bu bizim şarkımız işte demeyi. Duyunca da bir yerde gerine gerine  ''bu bizim şarkımız'' deriz. Ya şarkısı olmayanlar... İşte tüm hüzünlü şarkılarda onlarındır aslında. Ona göre güzel ve anlamlı gelen her şarkı onların şarkısı olmaya adaydır. Hatta müziğe ilgisi olanlar kendi şarkılarını kendisi yazmaya çalışırlar. Keşke öyle bir yeteneğim olsa ve bu bizim şarkımız dediğimde kimseyle pişti olmasam...
           Son olarak bir şiir paylaşmak istiyorum. Bu sabah face'e baktığımda okuduğum ve işte bu dediğim bir şiir. Ceyhun Yılmaz'a ait :

Bende Gelsem Sevgilim Beraber Terk Etsek Beni?

İstanbul dokuz renk bu gece
Ve hepsi siyahın üstünde.
Uyuduklarım geliyor aklıma.
Bir gün uyanmadığımı düşündükçe.
Utanıyorum esnemelerimden.
Ayrı kaldığımız her gün.
Tek Düşündüğüm....
Acaba sorar mı biri seni.
Gitti diyemem ki...
Sen niye gitmedin diyene
Hala cevabım zor.
BENDE GELSEM SEVGİLİM?
BERABER TERK ETSEK BENİ?... 

         
BEN YARIM EKMEK ARASI AŞK ALAYIM; BOL ACILI OLSUN... Yanında da bir büyük olsun...




07 Şubat 2011

BİLMEM Kİ...

            Aslında ilk açılışta ne yazılır ne yazılması gerekir hiç bilmem. Pekte benim işim değil aslında. Neyse biraz bir şeylerden bahsetmek gerek sanırım :) Zamanın nasıl geçtiğinden bahsedeyim mesela. Amaaaaan durdumda bahsedecek bu konuyu mu buldum bende ya :) Boşverelim zamanı geçiyo işte. Hızlı yada yavaş ömrümüzden alıyo mu, alıyo... Bir abim var öz gibi sevdiğim bir gün bir şey okutmuştu bana; ''sigara insanı yavaş yavaş öldürüyormuş'' diye ama altınada yazmışlar ''bizimde acelemiz yok zaten.'' Ne kadar da hoşuma gitmişti. 
            Hayatımız hep aynı maratonla geçmiyor mu? Dünün derdiyle bugünümüzü ve yine gelecek kaygımızla bugünümüzü yaşayamıyoruz. Bugün hep kaybolan zaman yani. Ve bu zamanın içince öyle insanlar var ki... Kimileri büyümek için büyük görünmek için, kimileri ise küçük olmak için küçük görünmek için uğraşıyor. Bazılarmız var ki onlarda başı iki elinin arasında ''keşkelerini'' düşünüyor. Benimde zamana yenilen umutlarım, hayallerim var. Neyse bu konuya girersem bu yazının sonu gelmez. :) :) 
           Tatilde bitiyo zaten :) yeniden okul, ders, sınav.... Tek özlediğim evim tabiki. Öğrenci evi tabikiiiii :) Of of orada bile dünya anım var ne olacak bu işin sonu. Bu hayat dram filmi çekmekten niye vazgeçmiyo. Film demişken AŞK TESADÜFLERİ SEVER filmine en kısa zamanda gitmek istiyorum. 14 şubatta dayandı kapımıza zaten :) Ne yapsak ne etsek acaba. Masraftan başka bişi değil ya boş günler işte :p Demeyi isterdim ki; sizin saçmala deyişlerinizi duydum ve vazgeçtim :) Tabi yalnız olanlar onaylar bunu nasıl olsa kader ortağı oldum onlarla... Sevdiğim yok değil var ama yanımda değil... Neyse ilk yazım fazla uzatmıyım burada bitireyim artık...

bu arada BENDE TESADÜFLERİ SEVERİM ;)