26 Kasım 2012

Bazen Bir Hal Alır Beni



Şimdi kulaklarımda hep dinlediğim müzik listem, zihnimde yenilenen düşünceler. Hangisini anlatmalı, hangisini paylaşmalı bilmiyorum ama bir yerden başlamalı.
Yenilikleri sindirmek ne kadar uzun zaman alıyor. Tam sindirdim derken kopmaya başlıyor sanki bir yerlerden bir şeyler. Yüzünüze hüzn-ü darbeler alıyorsunuz resmen. İhtiyacınız belki bir sigara dumanı belki bir kadeh… Düşünürken hep nedense saate bakar gözler. Gecikmişlik hissi midir bunu yaptıran yoksa, yoksası falan yok tamamen gecikmişlik hissi bunu yaptıran. Yoktu o kadar acı, hüzün neden yoktan var oldu ki? Bazen öyle bir hal alırım ki istemsizce elim gitarıma gider, sanki hep duyarmışım gibi bir melodi çıkar parmaklarımdan. Hani derler ya ağlattı diye öyle bir şey sanki. Kim bilir belki de hep duyduğum bir melodidir…
Hayatımda kötü olan şeyler küçülsün diye gözümde, iyileri listelemeye kalkıyorum. Ardından derin bir nefes çekme ihtiyacı ile vazgeçiyorum. Hatta tutup nefesimi dışarı doğru veriyorum çünkü bu nefeste pekte iç açıcı şeyler olduğunu düşünmüyorum.
Yaklaşık bir ay gibi bir aradan sonra fazla derine girip modu değiştirmek istemiyorum. Şimdilik bu mod iyi diye düşünüyorum. Okurken hafiften düşünme ihtiyacı hissettiren ve bittiğinde hafiften yarıda bitmiş hissi bırakan bir yazı. Ve benim için günün sözü bir arkadaşımın face’in de okuduğum şu sözdür:


“ya hep sarhoşsak ve içince ayılıyorsak...”


Herkese iyi geceler…

14 Ekim 2012

Mutluluk Nasıl Bir Duygu?


Bir şarkı tut içinden. Öyle ki senle ben arasında olsun. Şimdi tuttuğun şarkıyı mutluluklarımızla çarp ve sonra üzüntülerimize böl. Neyse neyse bu işlemin sonucu yok bırak şarkıyı gitsin...
Hangimizin mutlulukları üzüntülerinden fazla? Niye hep en sevdiğimiz şarkı üzüntümüzü tekrar tekrar hatırlamak için seçilmiş oluyor? Niye anılarımızın katili olamıyoruz? Unutmak ateşe yürümek gibi geliyor çoğu zaman. Unutursan yanarsın… Unutmaya çalışırken yaşayıpta mutlu olan gördünüz mü siz hiç? Tam unuttum derken öyle güzel gelir ki o ritm. Ritm derken yaklaşan ayak seslerinden bahsediyorum. Kimi zaman en güzel ritm değil midir ayak sesi? Duymayı en çok özlediğim ritmdi belki, ama gidişin ayak sesleri değildi duymak istediklerim… Ritmin akışına bırakın kendinizi. Hepimiz içimiz ağlarken gülmeyi öğrendik ama çok azımız içimiz ağlarken hıçkıra hıçkıra ağlamayı başarabildik...
Şimdi okumanız bittiyse hafifte hüzün çöktüyse üzerinize kapatın her şeyi ve sokağa atın kendinizi. Bir parka belkide… Salıncakta sallanan bir çocuğa yavaşça yanaşın ve sorun “Mutluluk nasıl bir duygu?”


"mutluluk bence çok güzel bir duygu. mutluluk bence annemle babamın arasında uyumak demek. " ( Doruk- 5 yaşında )

15 Eylül 2012

Gittiği Yere Kadar



Nerde kalmışız en son? Mutlu muyduk yoksa  mutsuz mu? Ne önemi var ki sanki bunların. İki dakika içinde mutluysanız mutsuz olabilirsiniz yada tam tersi. Saniyeler sonrasının garantisi yokken ne bu vazgeçememezlik?
Gözlerimi aralıyorum şimdi hafiften, sanki yeni uyanır gibi yani. İlk başta bulanık her şey ama çok şey kaçırmış gibi. Çok geç kalmış gibi... Niye yabancıyım bu kadar diye soruyorum ayna karşısında kendime. Sonra her şeyin anlamsız, manasız olduğu bu dünyaya tekrar adapte olabilmek için yıkıyorum soğuk su ile yüzümü. Akıtıyorum beynimdeki düşünceleri. Onu bunu giyiyorum derken duraksıyorum birden, ve gözgöze geliyorum geçmişimle. Sonra dilimden dökülen iki satır kendime getiriyor beni “...Günah benim, kime ne” . Şarkının içinde buluyorum birden kendimi, kah bağırıp çağırmak geliyor, kah delirircesine kağıda kaleme kapanmak. Çoraplarımı giymek için eğildiğimde, gözlerim yerde sanki suçlu gibi ve beynimin tam üstünde hayatın bakışlarını hissediyorum dili olsa adeta “nereye kadar?” diyecek gibi. Nereye kadar... Öyleki bu sorudan kaçmak için geç kaldım numarasına yatıyorum ve hatırlıyorum nice nice sorulardan böyle bahaneler ile kaçtığımı. Ve dönüp cevaplamak istediğimde dilimden dökülenler sadece üç kelime oluyor “gittiği yere kadar”...

iyi dinlemeler... 

 

22 Ağustos 2012

Zamanın Kurbanı


Geçmişe dair deli bir özlem var yüreğimde. O kadar ki, bu özlemin şiddeti ile günümden tad dahi alamıyorum. Geçmiş derken; 6-7 sene öncesi işte...
Benim zamanımda heycanlar masumdu. Bir erkek akşam kızı yatağa atacağım diye heycalanmazdı. Bir kız ne zaman öpüşeceğiz diye geceleri hayaller kurmazdı. Ne bileyim, benim zamanımda ya pencereden baktığımda beni görürse gibi masum heycanlar vardı. Eli elime değdi diye utanırdık biz. Zamanın kurbanı oluyoruz hepimiz.
Şimdi herkes herkesi çok rahat seviyor. Şu ona buna ruhsat vermeler var ya keşke duygularda da olabilse. Ruhsat nedir? İnsanlığa uygunluktur bir nevi. O zaman “seni seviyorum” demek için bir ruhsat alabilir miyim? Yoo efendim öyle hemen veremiyoruz önce “ben oturdum düşündüm taşındım” ruhsatı almanız gerekiyor, sonrasında hemen espiri yapabilme, anlayışlı olabilme, sabırlı olabilme, dürüstlük, sadıklık vesaire vesaire sınavlarından geçtikten sonra “seni seviyorum” ruhsatı alabilirsiniz. He tabi ortalıkta malum ruhsatını almış ama terketmiş çok insan var. Bunlarada bir gün pişman olup geri dönmek isterlerse diye “avcunu yalama” ruhsatı verebiliriz...
Sevmesi kolay olduğu gibi terketmesi de kolay anladığınız gibi. Asıl kolay olan duygular... Hiç tanımadığımız birine, öldürmek istercesine kin besleyebilen bir canlı olmadık mı? Hiç tanımadığımız birine bedenimizi teslim edecek kadar kolay aşık olmadık mı?
Hep gitmek isteyipte gidemediğim o yerden, hep olmak isteyipte olamadığım o kişiye yazmış olayım bu yazımı... Her şey kolay, asıl zor olan Birlikte Ölmeye Cesaret Etmek.

21 Ağustos 2012

OnSekiz


Uzunca bir tatil arasından sonra tekrardan merhaba... O kadar çok yazacak anlatacak şey birikti ki hangisinden bahsetmeliyim bilmiyorum. Sarılmak ne kadar güven verici bir eylemmiş. Yaklaşık bir sene sonra hissettim bu güveni ve huzurlu nefesi.
Öyle zama gelir ki zaman su gibi akar, öyle bir zaman gelir ki bir gün yıl gibi geçer. Hüzün, keder, daha önce hiç yaşamadığım kadar büyük kalp kırgınlıkları ve yine hiç olmadığım kadar mutluluk... Şimdilerde ne mutluluğa anlam yükleyebiliyorum, ne de hüzne. Görünmez bir mezar adeta zaman. Ağustosun çılgın sıcakları son bulmaya başlarken sonbahar çalıyor kapıyı sararmaya başlayan umutlarla birlikte. Dalına tutunamamış her umut yavaş yavaş yere düşecek ve yeşermek için ilkbaharı bekleyecek... Ben nerdeyim bir bulabilsemde sonra seni aramaya başlasam yapraklarını dökmeden sen. Ağlamamalısın der bir şarkı mısralarında ve dinleriz o şarkıyı saklamaya çalışıtığımız gözyaşlarımızla.
Her gidenin dönüş yolu farklıdır. Kimisi şafak sayar, kimisinin şafağı bile yoktur dönmek için. Şimdi küçük sevinçleriniz sizin olsun, benim sessiz çığlıklarım bir şarkı olup geçiyor gözlerimin önünden...

İyi Dinlemeler...


 

02 Ağustos 2012

Kaybolan Yakamoz


Aynı gökyüzünde ayrıydı güneşin... Sadece güneşimiz miydi ayrı olan? Mutluluklarımız, gözyaşlarımız, hayallerimiz bile ayrıydı bence. 
Çoğalan seslerim var yine bu aralar. Susmaktan arda kalanlar olsa gerek. Korkularıma sahip çıktığım gibi, umutlarımada sahip çıkıyorum şimdilerde. Kayıp giden yıldızlarım canımı yakar oldu çünkü. Gökyüzümde karanlıktan başka bir şey göremez oldum. Yakamozum bile kaybolmuş...
O kadar uzun süredir yalnızlıkla aynı yatağı paylaşıyorum ki, artık küçük yalnızlıklara gebeyim. Dilim, ellerim, yüreğim o kadar alışmış ki mutsuz, umutsuz ve yalnız olmaya yabancı değiliz birbirimize.
Kendi kendine soruyor insanlar aşk niye var? Sahi ya aşk gerçekten niye var? Aşk deyince aklınıza kaç kişi birden geliyor? Peki ya sevgi niye var? Sevgi deyince aklınıza kaç kişi geliyor? Hatırlanmayan anılar can yakar bazen, sebepsizce ve anlamsızca hemde. Aşk ve sevgi üzerine yaşanılan ve unutulmaya çalışan her an’da can yakar. Ama bence asıl can yakan tek taraflı unutulan anılardır. Aşk gerçekten bir alışkanlık belkide, belkide gerçekten siz haklısınız...
 

29 Temmuz 2012

Her Şey Geçti


             
                Oysa ne güzel bir hayal dünyam vardı benim. Şimdi oda yok... Sizin hayallerinizin içine acı karıştı mı hiç? İnsan hayallerinin içinede acı sıkıştırır mı? Hayal nedir? Hayal kurarken tekrar tekrar ağlar mı insan?
                Bazen gecenin zifirisi gibi gelir hayat bize. Rütben ister çocuk olsun ister subay farkeder mi zifiri karanlıkta? Mutsuzsun işte ve o yüzden zifiri seninde adın. Tamamen çıkmaz sokaklarla dolu sanki, ucu bucağı gözükmeyen bir karanlık işte. Bir adım atsam karanlığın içinden bana aydınlık gelen bir yöne doğru. Sonra biri gelse ve kulağıma fısıldasa “her şey geçti”... Sonra ben bu mutlulukla deli gibi şarkı söylesem kimse duymasa beni ama herkes beğense sesimi.
Hayaller ne baharlar saklar demi içinde? Ne yeşeren umutlar. Bir gün o hayallerin biri gülümser belki bize diye, deli gibi hayal kuruyoruz işte.  Bir gün mutluluk banada gülümser diye kuruyorum bu hayalleri... Umut nasıl fakirin ekmeği ise, hayalde mutsuzun umudu işte.

Esaretin altında kalmış yüreğimin nefesi
Yitip gitmek mi bunun tek çaresi?
Lambalar kapansın duyuluyor gözyaşımın sesi
Üzülmesin sevdalılar
Leylasız mecnun yazmamış bu şehir efsanesi...
               

Saklı Kalanlar


Eski bir masal takıldı bugün rüyama. Uyanmak istemedim adeta. Mutluydu sonu çünkü, birlikte gülmeler, birlikte susmalar, birlikte ağlamalar vardı. Hatta gitmeler bile birlikte yapılmıştı. Ama uyandım...
O kadar nefret ediyorum ki yazdığım her yazının içinde aslında birilerinin saklı olmasından, ama başka türlüde yazamıyorum işte. Sonra yazdıklarımı silmek zorunda kalıyorum sanki herkes kimden bahsettiğimi anlamış gibi geliyor. Şimdilerde hayal gücüm ile avutuyorum kendimi. Aslında sadece şimdilerde yaptığım bir şey değil bu sanırım...
Sanırım ben uyurken kalbimi çalmış olmalılar. Ya da tam olarak öyle değilde duygularımı diyelim... Her neyse bugün yazımı uzatasım yok hiç, neden bilmiyorum. O zaman küçük bir dörtlükle kapatalım bugünlük yazımızda böyle olsun ;)

Eskilerden ne var aklında diye sorarlarsa bir gün sana
Rahat rahat cevap ver diye, daha çok gidiyorum uzaklara
Her bir adımda kendimden de uzaklaşıyorum edata
Anıları, resimleri hatta hayallerimizi bile yok ettim
Ne var ki bir tek sevgimi yok edemedim, onuda sen bilemedin...

25 Temmuz 2012

Nerde Kaybettiğimi O Kadar İyi Hatırlarken


Yine buluştu akreple yelkovan. Bende kalemimle buluştum birden. Zamana hükmedebilenlere çok özeniyorum bazen. Hele hele böyle günlerce etrafa gülücük saçan o insanlar var ya, acayip imreniyorum...
Çaresi bulunur diye diye dert denizi içinde kaybolduk resmen. Dermansızlık küreklerimi aldı götürdü ve rüzgar o kadar acıdı ki halime tebessüm etmeye bile çekindi dalga çıkar diye... Gülüşümü arar oldum sebepsiz ve saçma yerlerde, oysa nerde kaybettiğimi o kadar iyi hatırlarken. Salağa yatmak ne kadar kolay değil mi? Etrafımda bulunan insanların salağa yatmasına sinir oluyorum işte, ve birde salağa yatıp kalkmayı unutmalarına...
Bazen sizde hayatınızın çok boktan olduğunu düşünüyor musunuz? Mesela en uzun mutluluğunuz ne kadar desem gerçekten merak ediyorum cevapları? Hayır o kadar mutsuz bir insan değilim belki ama mutluluk sınırının altında olduğumdan eminim. İnsan bir kere gülüşünü kaybetti mi çok zor toplaması ve ben toplayamanlardanım sanırım.
Hani yazılı olmayan bazı kuralları vardır insanın, kendi kendine koyduğu ve uygulamaya başladığı. Hatta bazen neden koyduğunu unuttuğu kurallar... En zor tarafı nedir biliyor musunuz bu kuralları koymanın? Sildirecek kimse bulamamak... Mağlup oldum ben hayat oyununda sanırım...

Not: eğer etrafınızda sevdikleriniz varsa ya da en önemlisi sizi sevdiğini belli eden insanlar varsa tebessüm etmekten kaçınmayın. Tebessüm paylaştıkça çoğalan en ucuz değerdir ;)

He bu arada sorum halen geçerli, cevaplarınızı yorum olarak atabilirsiniz ;) En uzun mutluluğunuz ne kadar sürdü?

23 Temmuz 2012

Büyümek İstemek Yaptığım En Çocukça Hata


Bazen gerçekler yüzleşmek istemeyeceğiniz kadar acı gelmiyor mu sizede? Yoksa bu sadece bana mı oluyor? Herşeyden öyle ustaca kaçıyorum ki, çünkü duyacaklarım önce benim canımı yakacak sonra benim söyleyeceklerim başkalarının canını... Sustukça büyümedik mi zaten? İçimize ata ata büyümek zorunda bırakıldık. Küçükken büyümek adına yaptığım duaların bu kadar çabuk kabul olacağını düşünmemiştim. Büyümek istemek yaptığım en çocukça hata...
Şimdilerde pusulası kaybolmuş bir kaptan gibiyim denizin ortasında. Zifiri karanlıkta ne önüm belli ne de kıyılara yakın olduğuma dair fener var ortalarda. Eğer kürek çekecek gücüm hala varsa savaştığım bir şeyler vardır. Fakat eğer oturmuş bir dalga çıkmasını ve kıyıya vurmayı bekliyorsam kendim için bile savaşacak gücüm kalmamış demektir. He peki sen ne yapıyorsun diye sormayın sakın. Çünkü ne yaptığımı bende bilmiyorum. Kalkıp kürek çekiyorum, iki kürek sonra pişman olup bırakıyorum...
Size sus artık diyen biri çıkana kadar her şeyi konuşun. İnanın ki susmak erdemlik falan değil sadece aptallık...
Geceniz aydınlık, yıldızınız parlak, yüzünüz güleç olsun ;)

21 Temmuz 2012

Peki


Kaç kere “peki” dedik karşımızdaki insana? Çok kez dedik elbet düşünmeye gerek yok. Peki bir soru daha kaç kez gerçekten kabul ettiğimiz için “peki” dedik? Hmm sanırım bu soru biraz zor oldu. Çoğu kez yorgun düştüğümüz için peki deriz. Açıklama yapmaktan kaçtığımız için peki deriz. Konu kapansın diye peki deriz. Ve en önemlisi bunu sanki karşıdaki kişi anlamıyormuş gibi rahat yaparız.
Kaç kez canınız yandı gerçekten? Ohooo dediğinizi duyar gibiyim burdan. Peki kaç kez GERÇEKTEN canınız yandı? Dönüp bir önceki cümleyi okumayın evet aynısını sordum, sadece vurguyu değiştirdim o kadar. Aslında canınız hiç yanmadı, yani canınızı başkaları hiç yakmadı... Kaç kere olmayacığını bildiğiniz şeyin hayali ile süslediniz gecelerinizi? Her gece... Hayallerimizdi canımızı yakan her seferinde, üstelik kendi kurduğumuz hayallerimiz... Hayallerimize dahil ederken onlara sormadık çünkü...
Geçmişte kalan kaç kişiyi gerçekten unuttunuz? Hiç birini...! Yoo ben unuttum demeyin hiç, unuttum derken bile kimi unuttuğunuzu hatırladığınızı gözünüzden kaçırıyorsunuz. Yaşananların hiçbiri unutulmak için yaşanmadı bence. Belki yenileriyle kıyaslanmak için, belki ders almak için ama boş yere değil...
Ne acılarım, ne peki’lerim, ne hayallerim benimde bitmedi ve kimse içinde unuttum onu demedim. Bende hayallerime dahil ederken insanları kimseden izin almadım ve bu yüzden hayallerimden bir anda çıktıklarında da onları suçlayacak yüzüm olmadı...
Neyse o kadar çok yazacak şeyim var ki aslında bu sefer ama biraz kafamı toplarlamak istiyorum. Hayal kurmaktan asla vazgeçmeyin ama yıkılan hayallerinizin sorumluluğunuda başkalarına yüklemeyin...
He bu arada gülmek size çok yakışıyor =)