Aslında ne yazacağımı çok
düşündüm. Fakat şöyle bir şey var ki Çarşamba günü Kuzey Güney izlerken konumun
ne olacağına karar verdim. Sezon finalinin özeti sanırım “birinin canını yakmak
istiyorsan en yakınının canını yak”. Aslında ne kadar basit ve geçerli bir
yöntem değil mi? Hangimiz sevdiğimiz insanın canı yanınca üzülmeyiz?
Herşeyin yolunda olduğu bir
hayatta yaşıyor olmak sanırım çokta güzel bir düşünce değil. Çabalayacak bir
şeyleri olması lazım insanın hayatta bence. Sevdiği için çabalamalı, ailesi
için çabalamalı, dostları için çabalamalı gibi gibi... Sonuçta hiçbirimiz
süperman değiliz, ve hiçbir zaman olamayacağız. Nasıl da kompozisyona benzer
bir hayatımız var. Giriş, gelişme, sonuç... Herkesin hayatının giriş kısmı
süslü cümleler ile yazılıdır. Sonuçta burda maksat devamını okuması için karşı
tarafı merak ettirmek. Ve süslü cümlelerden sonra gelişme bölümüne geliriz
yavaşça. İşte gerçekler burda başlanır anlatılmaya. Hüzünler, kalp
kırgınlıkları, gözyaşları ve tabi mutluluklar. Hayatımıza gireni çıkanı
yazmayız burda genelde, çünkü çoğu zaman niye gittiklerini bilmeyiz. Hep kendi
kırgınlıklarımızı ve kendimizi haklı bulduğumuz zamanlar yazılıdır burda. Gözyaşlarımızı
hatırlarız çoğu zaman ve hep sevdiklerimiz için akmıştır. Belki bir sevgili,
belki bir dost, belki bir anne için... Bakınca ne kadarda tuhaf demi
beynimizdeki düşünce; onun canı
yanacağına benimkisi yansın, boşver ben üzüleyim ya... İşte konumuzda tam bu
değil mi? Hep fedakarlık yapmaya hazırız, çünkü onları ağlarken görmeyi
sevmeyiz, kıyamayız... Hayatımızın gelişme bölümü böyle hikayeler ile devam
eder genelde. Ve çoğu zaman hiç düşünmeyiz sevdiklerimizi kaybetmeyi ya da
bizim canımızı yakmak için sevdiklerimizi kullanabileceklerini...
Kimse sevdikleri ile sınanmasın
diyorum ve yazımı bitiriyorum...
He bu arada sonuç bölümüne
gelince; Henüz yok ortada...
sevgiyle kalın...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder