15 Eylül 2012

Gittiği Yere Kadar



Nerde kalmışız en son? Mutlu muyduk yoksa  mutsuz mu? Ne önemi var ki sanki bunların. İki dakika içinde mutluysanız mutsuz olabilirsiniz yada tam tersi. Saniyeler sonrasının garantisi yokken ne bu vazgeçememezlik?
Gözlerimi aralıyorum şimdi hafiften, sanki yeni uyanır gibi yani. İlk başta bulanık her şey ama çok şey kaçırmış gibi. Çok geç kalmış gibi... Niye yabancıyım bu kadar diye soruyorum ayna karşısında kendime. Sonra her şeyin anlamsız, manasız olduğu bu dünyaya tekrar adapte olabilmek için yıkıyorum soğuk su ile yüzümü. Akıtıyorum beynimdeki düşünceleri. Onu bunu giyiyorum derken duraksıyorum birden, ve gözgöze geliyorum geçmişimle. Sonra dilimden dökülen iki satır kendime getiriyor beni “...Günah benim, kime ne” . Şarkının içinde buluyorum birden kendimi, kah bağırıp çağırmak geliyor, kah delirircesine kağıda kaleme kapanmak. Çoraplarımı giymek için eğildiğimde, gözlerim yerde sanki suçlu gibi ve beynimin tam üstünde hayatın bakışlarını hissediyorum dili olsa adeta “nereye kadar?” diyecek gibi. Nereye kadar... Öyleki bu sorudan kaçmak için geç kaldım numarasına yatıyorum ve hatırlıyorum nice nice sorulardan böyle bahaneler ile kaçtığımı. Ve dönüp cevaplamak istediğimde dilimden dökülenler sadece üç kelime oluyor “gittiği yere kadar”...

iyi dinlemeler... 

 

Hiç yorum yok: