Nerde kalmışız en son? Mutlu muyduk
yoksa mutsuz mu? Ne önemi var ki sanki
bunların. İki dakika içinde mutluysanız mutsuz olabilirsiniz yada tam tersi. Saniyeler
sonrasının garantisi yokken ne bu vazgeçememezlik?
Gözlerimi aralıyorum şimdi hafiften,
sanki yeni uyanır gibi yani. İlk başta bulanık her şey ama çok şey kaçırmış
gibi. Çok geç kalmış gibi... Niye yabancıyım bu kadar diye soruyorum ayna
karşısında kendime. Sonra her şeyin anlamsız, manasız olduğu bu dünyaya tekrar
adapte olabilmek için yıkıyorum soğuk su ile yüzümü. Akıtıyorum beynimdeki
düşünceleri. Onu bunu giyiyorum derken duraksıyorum birden, ve gözgöze
geliyorum geçmişimle. Sonra dilimden dökülen iki satır kendime getiriyor beni “...Günah
benim, kime ne” . Şarkının içinde buluyorum birden kendimi, kah bağırıp
çağırmak geliyor, kah delirircesine kağıda kaleme kapanmak. Çoraplarımı giymek
için eğildiğimde, gözlerim yerde sanki suçlu gibi ve beynimin tam üstünde
hayatın bakışlarını hissediyorum dili olsa adeta “nereye kadar?” diyecek gibi. Nereye
kadar... Öyleki bu sorudan kaçmak için geç kaldım numarasına yatıyorum ve
hatırlıyorum nice nice sorulardan böyle bahaneler ile kaçtığımı. Ve dönüp
cevaplamak istediğimde dilimden dökülenler sadece üç kelime oluyor “gittiği
yere kadar”...
iyi dinlemeler...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder